Otomobil, özgürlüğün sembolü, kişilik artırıcı, penis ikamesi otomobil hesap vermelidir burada. Colin Cremin

ZONGULDAK

'hodofobi'den (yolculuk korkusu)

  

Hiçliğin var olduğu yer...


Geçen hafta, Passenger/Yolcu (2026) adlı filmin anlatı yapısındaki gerici unsurlardan söz etmiş, 'yol' ve 'yolda olma'nın nasıl korkunç gösterildiğini tartışmaya çalışmıştım. Oradan devam edelim.

Muhafazakar zihinlerde yol, özellikle bir kaygı nesnesidir. Otobüs ya da tren yolculuğunda yanınızdaki koltuğa oturan yolcuların bir türlü engel olamadıkları o konuşma arzusu, çoğunlukla bu kaygıdan beslenir. Gerekmedikçe evlerinden uzaklaşmayan, kasabalarından, küçük şehirlerinden çıkmayan insanlar, pencereden gördükleri manzaranın sürekli değişmesi karşısında bir tedirginlik yaşar.

Burada klinik tanımıyla 'hodofobi'den (yolculuk korkusu) söz etmiyorum. Hodofobik kişiler, yolculuğa çıkmaları gerektiğinde diğer fobilerde olduğu gibi fiziksel tepkiler -kalp çarpıntısı, bulantı ve baş dönmesi, yoğun terleme, soluma zorluğu vd.- gösterebilir. Bu tür tepkilerin hiçbirini vermeyen ama yanındaki hiç tanımadığı yolcularla sürekli konuşma ihtiyacı duyan, etrafındaki dünyanın değişimini izlemek yerine hayatında ilk kez karşılaştığı ve büyük olasılıkla bir daha karşılaşmayacağı insanlarla iletişim kurarak kaygısını bastıran, manzaranın değişimini bu sayede görmezden gelebilen kişilerden söz ediyorum. Cep telefonunun icadından önce, bu tür insanlarla sadece uzun yolculuklarda değil, şehir içi otobüs yolculuklarında bile karşılaşabilirdiniz.

Bu kaygı, belli ölçüde bir muhafazakarlıktan, bir 'değişim karşıtlığı'ndan kaynaklanır ve onu besler. Sözcüğün etimolojik kökeniyle ilerleyelim; 'konserve'leyerek dış etkilerden korunan bir dünya yaratma çabası (conservatism), yola çıkınca kesintiye uğrar. Çünkü yol, başka hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar güçlü bir biçimde, 'değişim' demektir.

   

Ev ise, yolun tam tersi, sabit bir değer ve 'sabitliğin değeri'dir. Ev, başlangıç ve bitişin mekanıdır; doğum ve ölümün, dönebilmek için uğraştığımız ana rahminin ve gidebilmek için uğraştığımız cennetin sembolü, sabah çıkış ve akşam geri dönüş çemberinin başladığı ve kapandığı noktadır.

Sinemada evin korku nesnesi olabilmesi için mutlaka bir değişim dinamiği gereklidir. Ya oraya yeni yerleşilmiş olmalı, ya da evde yaşayanların hayatında 'konserve rutini'ni bozan bir değişim yaşanmalıdır. Böylece 'bastırılan' geri dönecek, pek çok sinemasal örnekte bilinçdışına denk düşen bodrumlar ve çatı katları yeni travmaları tetikleyecektir. 

Uğur Kutay   Birgün

Denizlı


8 kişinin öldüğü otobüsün şoförü, kazadan 20 dakika önce arıza nedeniyle durup aracı kontrol etmiş

 Kaza, saat 01.30 sıralarında, Aydın-Denizli Otoyolu'nun Tırkaz Mahallesi yakınlarında meydana geldi. İzmir-Antalya seferini yapan, Mustafa Fevzi Merdün'ün (50) kullandığı Pamukkale Turizm'e ait 45 BAH 834 plakalı yolcu otobüsü kontrolden çıkıp yol kenarındaki bariyerlere çarptı. Çarpmanın etkisiyle otobüste yangın çıktı.

 Yolcuların çoğunun kaza sırasında uyuduğu öğrenildi. Yaralıların jandarmaya verdiği ilk ifadelerde, otobüs şoförü Mustafa Fevzi Merdün'ün kazadan yaklaşık 20 dakika önce, otoyolda seyir halindeyken araçta meydana gelen bir arıza nedeniyle otobüsü yol kenarına çektiğini, araçtan inerek kontrol yaptığını ve ardından yoluna devam ettiğini söyledikleri öğrenildi. Kazayla ilgili inceleme sürüyor.

Mustafa DoğanMustafa Doğan:
Kimi on numara yağ yakıtyla kimisi nonstop durma yok çalışır uykulu halde , kimisi arızayı önemsemez ,kaplatılmış 9yıllık lastıkler ,önüne geçilemiyor engellenecek gibi de değil malesef yapacak bişey yok Allah rahmet eylesin

Mustafa Horasan, Ressam

Ressam Mustafa Horasan hayatını kaybetti

Ressam Mustafa Horasan (61), motosiklet kullandığı sırada geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Sanatçı bugün Moda Camii'nden uğurlanacak.

Ressam Mustafa Horasan’ın vefat ettiği, yakınlarının ve sanat camiasının yaptığı sosyal medya paylaşımlarıyla duyuruldu. Paylaşımlarda Horasan’ın motosiklet kazası sonucunda yaşamını kaybettiği belirtildi.

Ressam Yusuf Taktak yaptığı sosyal medya paylaşımında, "Az önce öğrendim ressam MUSTAFA HORASAN motosiklet kazasıyla resim sanatı için genç sayılan bir yaşta hayata veda ediyor! Sevgili Mustafa birkaç kez atölyesine saz dinletmeyedavet etmişti. Ne yazık ki ertelemelerle sözümü tutamadım, üzgünüm! Aslında bu ülke; bisiklete, motorsiklete müsait değil belki de yaşamaya..." ifadelerini kullandı.

Niçin öldüklerini kimse bilmedi!


Yollarda öldüler; ama nasıl öldüklerini kimse bilmeyecek!
İbrahim Akyürek, 2020
Trafik kazalarında, çarpışmalarında yaşamını yitiren tanınan, bilinen kişilerin nasıl anıldıklarını, ya da anılmadıklarını merak ederim. “Bizim canımız yandı, başkalarının canı yanmasın” kaygısını taşıyan az sayıdaki aile ve arkadaş çevresinin ölüm nedenini unutmamasını dilerim. Dilemenin ötesinde, başkalarının canı yanmaması için nedenlerin ortaya saçıldığı, tartışıldığı fırsatlar yaratılmasını zorunlu bulurum. Sanatçıların, bilimcilerin bu fırsatların içine dalmasını öncelikle kaçınılmaz sayarım. Deprem sonrası içinde yaşadığımız şu günlerde olduğu gibi farkındalık patlaması beklerim. 
Geçen yıl Birgün gazetesi sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan'ı kazada yitirdik. Haberi okuyunca ölüm haberinin Birgün gazetesinin akla ziyan otomobil sayfasında yayınlanması gerekirdi, diye düşündüm. Savaşta ölenlerin, tank bomba reklamlarının, savaş isteriz yazılarının içinde, kenarında yayınlanmasını beklediğim gibi… Madem ortada otomobil gibi bol bol tüketilmesi gereken bir mal ve reklamı var, bu mal toplumsal ilişkiler içinde yol açtığı sonuçlarla birlikte ilgili sayfalarda yer alsın ki, bütünlük bozulmasın isterim.  










 

Ayrıca dikkat çekmek isterim. Cumhuriyet’te olduğu gibi Birgün’ün en istikrarlı köşesi otomobil köşesidir. Haber başlığı altında bedavaya araba reklamı yapmanın en açık saçık hali bu sayfalardadır. Adı geçen gazetelerde kadrolar, yazarlar değişir, itiş kakış olur ancak oto sayfaları dimdik ayakta kalır. İş arabaya gelince spor sayfalarında olduğu gibi fikirler, eleştirel düşünce, felsefe, deprem sonrası farkındalık patlaması hepsi çöpe gider.
Çöpe giden bu kadarla kalsa bu yazıya ne gerek var!
Ancak; “neden öldüler, ölmeyebilir miydiler, başkalarının canı yanmasınlar” da olduğu gibi çöpe gider.
Nasıl mı?










 

2012 yılında Yönetmen Seyfi Teoman'ın kullandığı motosiklete ani dönüş yapan araç çarptı. Bu yıl yapılacak 39. İstanbul Film Festivali’nde adına en iyi ilk film ödülü kondu. Cebenoyan’ın ölümü sonrası eşi ve arkadaşları tarafından, adıyla anılan "Çocuk ve Sinema Platformu" kuruldu. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin oyuncusu olarak bilinen Mehmet Emin Toprak anısına doğum yeri olan Yenice'nin Belediyesi (Çanakkale) 2018’de fotoğraf yarışması düzenledi. 1995 yılında Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği (AFAD)’ın fotoğraf gezisinde otobüsün yuvarlanması sonucu 13 kişi öldü. Anılarına dört yıl sonra "13 Kare Fotoğraf Günleri" başlatıldı. Daha sonra farklı sanat dallarını içine alan festivale dönüştürüldü bu etkinlik.
Dikkat edin; anma, unutturmama amaçlı etkinliklerin, gerçekleşen, gerçekleşecek işlerin kenarında köşesinde, ucunda ölüm nedeni olan trafik cinayetleriyle ilgili bir bakış, tavır alış, endişe yok. Üstelik; ölen sanatçı iken, unutturulmamaları için yapılan çabalar da muhalif olmayı içinde barındıran sanat işleri iken… 
 Anne, Marjorie Corcoran fizik profesörüydü. Bisikletiyle okuluna giderken metro treni çarptı. Kızı, Colleen Corcoran şimdi güvenli sokaklar için çabalıyor ve uyarıyor:"Biz ne zaman “kaza” kelimesini dilden çıkarırsak trafiğe bağlı can kayıplarının önlenebilirliği konusuna kaderci kültürel bakışı değiştirmiş olacağız."
İnsan düşünmeden edemiyor. Otomobil denilen bu alet, araç ne kadar da kutsallık mertebesine yerleşmiş! Başta sanat, bilim, aydın çevresi bu alete ve kanlı ilişkilerine susarak, bulaşmayarak (ölümüne) toz kondurmuyor. Bir de ölenlerin ardından “elim bir kaza”, “talihsiz kaza” sözlerini ekleyerek açıklama yapan ünlü-ünsüz erkek ve kadınlarıyla, gazetecileriyle korkutuyor. 
O kadar korkutuyor ki; ulaşım sistemi yaya, sürücü, yolcu ilişkisiyle her an içinde olduğumuz, ama birdenbire yok olma veya yatağa çakılma ihtimalimizi de barındırdığı halde.
O kadar da korkutmuyor ki, yollarda işlenen cinayetlerle ilgili üretilen film, belgesel, grafik, heykel, karikatür, makale, kitap, hatta güncel sanata bulaşmış bir eseri arasan da çok zor bulursun.
Şubat 2020
                              

Öykü

 

 Yol korkusu  


Aileler artık uzun kuyruklu kocaman arabalarla (Cadillac, Chevrolet vd.) değil, ‘Topolino’ adlı küçücük otomobillerle yolculuk yapmaktadır. Bu araçlar o kadar küçüktür ki, Tom dizlerini göğsüne çekerek oturmak zorundadır. Tom’un en büyük dertlerinden biri, ailenin en büyük çocuğu David’in -6 yaşında- boyunun uzamasıdır. Bu dünyada kimsenin gözüne batmadan, belli ölçüde fiziksel konfora sahip olarak yaşamak için kısa boy en büyük avantajdır.

Plajda geçirilmiş güzel bir hafta sonunun ardından kente dönmekte olan ailenin Topolino’su Tünel’e yaklaşmakta, bu yüzden arabada neredeyse somutlaşmış bir dehşet hissedilmektedir. Çünkü ailenin Tünel’den sağ çıkamama olasılığı vardır. Yasalara göre, Tünel’in giriş-çıkışı düzensiz aralıklarla haftada on kez kapatılmakta, o sırada Tünel’in içinde kalanlar (ortalama 700 araç, 3 bin kişi) siyanürlü gazla öldürülmektedir. İnsanlar ‘Ayrımcılık Yapmadan Nüfus Azaltma’ adı verilen bu yöntemden hem korkmakta, hem de bir adalet yanılsaması içinde bu nüfus kontrol yöntemini onaylamaktadır.

Öykü boyunca bir yandan distopyanın farklı boyutlarını görür, bir yandan da ailenin yaşadığı korkuya ortak oluruz. Nihayet Tünel’den çıkarlar; küçücük Topolino’da bir bayram havası! Biraz sonra da, heyecanla bu plaj gezisini en kısa zamanda tekrarlama planlarına başlarlar. 

Uğur Kutay    Birgün

Önümüzdeki Tünel

Alice Glaser

Fantastik ve Bilim Kurgu Dergisi, Kasım 1961

2026 Mayıs

 

Bu da NATO'nun savunma örgütü olmanın ötesinde, ABD'nin ideolojik ve siyasi hegemonya aracı olduğunu gösteriyor. Türkiye'yi NATO'ya üye yapanlar bütün bunları biliyordu ve ülkemizi, evrensellik kazanmış milli bağımsızlıkçı ideolojisinden kopararak üye yaptılar.

 

sosyal statü göstergesi

2053 net sıfır yolunda Türkiye'nin ulaşım sınavı: Karayolu bağımlılığından nasıl kurtuluruz?

Bu yıl COP 31 iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye'nin, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için küresel emisyonların yaklaşık yüzde 25'inden sorumlu olan ulaşım sektöründe kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerekiyor.

Ancak Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden (ODTÜ) Prof. Dr. Hediye Tüydeş Yaman ve Dr. Gülçin Dalkıç Melek'in Journal of Transport Geography dergisinde yayımlanan araştırması, bu dönüşümün önünde sadece teknik değil, sosyokültürel ve yapısal engellerin de bulunduğunu ortaya koyuyor.

Dönüşümü yavaşlatan temel engeller

Araştırmaya göre, ekonomik büyüme ve artan gelir düzeyiyle birlikte Türkiye'de ulaşım talebi hızla artarken, bu talep büyük ölçüde özel araç kullanımına yöneliyor. Otomobilin yalnızca bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir sosyal statü göstergesi olarak görülmesi ve kent içi toplu taşıma sistemlerinin konfor, güvenlik ve erişilebilirlik açısından yetersiz bulunması özel araç sahipliğini hızla artırıyor.

Karayolu odaklı politikalar dönüşümü sınırlıyor

Öte yandan, kırsaldan kente göçle hızlanan plansız kentleşme ve şehirlerin yatay büyümesi, ulaşım mesafelerini uzatarak toplu taşıma planlamasını zorlaştırıyor ve özel araç kullanımını daha "zorunlu" hale getiriyor. Türkiye'de ulaşım altyapısının uzun yıllardır karayolu odaklı gelişmesi ve demiryollarının ihmal edilmesi de emisyonların yüksek kalmasına neden olan temel faktörler arasında. Araştırmacılar ayrıca, havayolu taşımacılığına sağlanan dolaylı teşvikler ve düşük vergi uygulamalarının, daha çevreci olan demiryolu ve denizyolu taşımacılığı karşısında yüksek emisyonlu ulaşımın rekabet gücünü artırdığına dikkat çekiyor. Veri toplama eksiklikleri, kurumlar arası koordinasyon sorunları ve ölçülebilir politika hedeflerinin olmaması da süreçteki kurumsal engeller olarak öne çıkıyor.

Özer Akdemir    Evrensel


yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.

 Hakan Gürsoytrak

TÜİK'in 2025 yılı verileri: Kaza sayısı ve can kaybı belli oldu

Buna göre, geçen yıl meydana gelen trafik kazası sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7,3 artarak 1 milyon 549 bin 574 oldu. Bu sayının 1 milyon 261 bin 253'ünü maddi hasarlı, 288 bin 321'i ölümlü yaralanmalı kazalar oluşturdu.

Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 86,5'i yerleşim yeri içinde, yüzde 13,5'i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi.

2024'E KIYASLA ÖLÜ SAYISI AZALDI

Türkiye'deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2024'te 31,3 milyon iken 2025'te 33,6 milyona yükseldi. Kara yolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2024 yılında 6 bin 351 iken 2025 yılında 6 bin 35 oldu. Böylece 100 bin taşıt başına trafik kazası ölü sayısı 2024 yılında 20,3 iken 2025 yılında 18'e geriledi. Trafik kazalarında 403 bin 937 kişi yaralandı.

Türkiye'de geçen yıl meydana gelen 288 bin 321 ölümlü, yaralanmalı trafik kazasında 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra 30 gün içinde hayatını kaybetti.

 ÖLENLERİN YÜZDE 50,7'Sİ SÜRÜCÜLER

Kara yolu ağında geçen yıl gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 50,7'sini sürücü, yüzde 29,3'ünü yolcu, yüzde 20'sini ise yayalar oluşturdu. Trafik kazalarında ölenler ve yaralananlar cinsiyetlerine göre incelendiğinde ise ölenlerin yüzde 77,8'inin erkek, yüzde 22,2'sinin kadın, yaralananların ise yüzde 70'inin erkek, yüzde 30'unu kadın olduğu görüldü.

Türkiye'de ölümlü, yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 345 bin 489 kusura bakıldığında, kusurların yüzde 90,6'sının sürücü, yüzde 7,7'sinin yaya, yüzde 0,8'inin taşıt, yüzde 0,6'sının yolcu ve yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.

                     

“pisi pisine”

 

 

İş cinayetlerini önlemek için gerçek adalet

Geride kalanlar bu katliamların ortak noktalarını görüyorlar. Bu ölümlerin, münferit trajediler olmadığını; yaşanan cinayetlerin bir sonrakine kapı açtığını anlatıyorlar. Adaleti bunun için talep ediyorlar; kendi sevdikleri “pisi pisine” hayatlarını kaybetmiş olmasın, yaşamlarını sürdürmek için bu sömürü cehenneminde gün geçtikçe ezilen tüm işçi ve emekçiler böyle katliamlarda hayatlarını kaybetmesin istiyorlar.

Ancak gelin görün ki yargı, güvenli bir çalışma ortamı ve yaşam hakkını garanti altına alması gereken başta Çalışma Bakanlığı olmak üzere, kamu görevlilerini aklamaktan geri durmuyor. Bilirkişi raporları, Gayrettepe yangınında hayatını kaybeden 29 kişiyi suçlarken yangına yönelik iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını, DJ’sinden komisine kadar birçok kişinin kendi iş tanımı dışında tadilatta çalıştırıldığını, neden tadilat izninin olmadığını denetlemesi gereken kamu görevlilerinde de “kusur” bulmuyor. Aynı süreç Dilovası davasında da sürüyor. “Bu iş yerinde çalışan kadınlar ve çocuklar neden kayıt dışı çalışıyor, neden önlemler alınmıyor, neden iş yerinin dibinde İŞKUR varken böyle bir katliam yaşanıyor, yıkım kararı varken bu bina neden yıkılmıyor, kamu görevlileri bu süreçte neden yokmuş gibi davranılıyor?” soruları sorulmuyor. Aileler yeni bilirkişi raporları istese de bunlar da reddediliyor.

Tüm bunlar,
sevdiklerini iş cinayetlerinde kaybeden ancak mücadele ettikçe patronların yargılanmasını sağlayan kadınlar için bir gerçeği ortaya çıkartıyor: Bu patronları koruyup kollayan, iş cinayetlerine göz yuman, önünü açan devlet mekanizmaları da sorumlu. Çünkü bu mekanizma patronlara işçileri sigortasız, kayıt dışı, düşük ücrete çalıştırma; can güvenliğini yok sayma cesaretini veriyor. Bu cesaret yalnızca hayatlarını kaybetmiş işçiler ve aileleri etkilemiyor; tüm işçileri ölümle burun buruna getiriyor. Özellikle kadın işçiler açısından esnek, güvencesiz çalışma devlet eliyle örgütleniyor. Çocuk işçilik MESEM’lerle resmileştiriliyor. İşçi sınıfının hayatı sermayeye kurban ediliyor; devlet de sermaye “kurbanı” keserken yanında duruyor.

Sıla Altun   Evrensel

                                        

Kastamonu / Nisan 2026

     


Yağmur için Kastamonu tek yürek: 
Kaza anı yeniden canlandırıldı!

az zamanda çok iş

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

İlk etken zaman baskısı

Profesöre göre, kazalardaki birincil etken zaman baskısı. Sonuçta hız artımı ve saldırgan sürüş, kırmızı ışık ihlalleri ve tehlikeli sollamalara yol açarken trafik kurallarına uyumu da azaltıyor.

İkinci önemli neden güvencesiz istihdam ve teşvik düzenlemeleri. Birçok kurye, saat başına ya da günlük çalışma karşılığı olarak değil, teslimat başına ücret alıyor. Güler, “Bu gig ekonomisi modeli. Gig ekonomisi, geleneksel tam zamanlı işler yerine kısa süreli, proje bazlı veya serbest çalışanlar ile işverenleri dijital platformlar üzerinden buluşturan esnek bir çalışma modeli.

Bu modelde bireyler kendi zamanlarını yöneterek, bağımsız yüklenici olarak geçici görevlerle gelir elde eder. Sonuçta kuryeler saat başına yapılan yolculuk sayısını en yüksek düzeye çıkarmaya zorlanır. 10-12 saati aşan uzun çalışma saatlerinden kaynaklanan yorgunluk durumu ortaya çıkar. Ramak kalma olayları ve küçük yaralanma-örselenmeler bildirilmez.”

Böylece güvenlik maliyetlerini şirketler değil, işçiler ve toplum karşılar.

Sen, problemsin.



 

Tüm zamanların suçlusu: İnsan

Küresel ısınma haber ve yorumlarında ısınmaya yol açan nedenler sıralanırken insan faaliyetlerinden söz etmek moda oldu.
 
Faaliyet içindeki insan çerçevesine hükümetler, devletler, şirketler giriyor mu?
 
Trafik kazaları, tükenmekte olan su kaynakları, kirlenen çevre olduğunda da tüm uyarılar insana seslenir. Bu konulardaki çağrılara, haberlere, broşürlere, söyleşilere egemen olan dil; biz sıradan insanların uyarılıp, eğitilmesini görev edinir. “Sivil toplum kuruluşları” da çalışmalarında bu egemen dili paylaşırlar. Şirket, devlet, yerel yönetim bürokrasisinin insanı çocuk yerine koyan, öğüt veren, neleri yapıp, nelerden kaçınmamızı sıralayan dilini çoğaltırlar.
 
Aşağıdakiler birbirini felaketlerin, sorunların ana nedeni olarak görür, işaret parmaklarını birbirine uzatarak; “terbiyeli ol, kurallara uy, denileni yap” der gibidir.
 
Daha yakınlarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “bilinçsiz” su tüketimine dikkat çeken çizgili reklamları yayınlandı. Dişler fırçalanırken, çiçekler sulanırken, bulaşıklar yıkanırken uyulması gereken kurallar çocuklar üzerinden sıralandı. Toplumun çocuksuluğa geriletilerek kontrol altında tutulması sanki pekiştirilmek istendi. 
Şişli Belediyesi de “Damlaya Damlaya Çöl Olur” kampanyası başlattı. Belediye Başkanı, gazetesinde baştan suçluyu gösterdi: “50 yıldaki küresel ısınmanın nedeni yüzde 90 insan, küresel ısınmanın nedeni insanlığın gezegenimizi kötü ve müsrif kullanması”.
 
İzmir’in; Şişli’nin kocaman otellerinde, lüks evlerinde, dev alışveriş merkezlerinde, fabrikalarında, belediyenin-devletin su işleri bürokrasisinde hangi faaliyetlerin döndüğünü merak etmek üstümüze düşmeyen vazifelerdir.
 
İşyerimin bulunduğu binada ana giriş merdiveninin ışığını gündüz saatlerinde tasarruf adına söndüren Saadet Partili komşuma enerji piyasasında neler döndüğünü de merak etmesini; asıl, büyük tasarrufun böyle başlayabileceğini, bize günlük eziyet çektirmemesini anımsattığımda; “siyaset yapma” telkininde bulundu.
  
Siyasetin parçası olan enerji ve su kaynaklarının seçimi, alınacak önlemler konusunda karar vermeyi partili neferlere devreden, halk-millet-yurttaş denen büyük çoğunluğa da elektrik düğmeleri, su muslukları başında özverinin hazzı ile suçluluk duygusu arasında gidip gelmek kalıyor. Oysa, J.Baudrilard bize “suçluluk duygusu, felaketin doğal olarak bizde uyandırdığı haz etkisinin merkezcil dalgasından başka bir şey değil” demiş; felaketten değil, kötülükten yola çıkmamızı önermişti.
 
John McKnight
John McKnight, “Profesyoneller İktidarı” kitabında, kötülük düzeninin bizi hep suçlu, kusurlu hissettirmesini şu satırlarla açıklar;
 
“Servis sistemleri müşterisine şu üç fikri telkin etmektedir:
Sen kusuru, eksiği olan birisin
Sen, problemsin.
Sen, bir problem koleksiyonuna sahipsin.”


Belediye başkanınız, köşe yazarınız, öğretmeniniz, muhtarınız, çevreciniz, partiniz ister laikçi, ister şeriatçı, ister eski-yeni liberal olsun; nedenler ile sonuçlar arasındaki bağı kurmanıza kesinlikle izin verilmeyecek; kendinizi suçlu, kusurlu bulmanız araçsallaştırılmış akıl ve din oyunlarıyla garantiye alınacaktır.

Peki, bu arada Vatikan ve Diyanet İşleri ne işe yarar?
 
Daha geçenlerde Vatikan trafik kazalarıyla ilgili uyulması gereken 10 emir yayınladı. Hepsi araç başındaki kullara yönelik. Otomotıv endüstrisini, petrol şirketlerini, devletleri, hükümetleri, kiliseleri çekip çeviren bir avuç profesyonel azmana yönelik tek emir yok.
 
Erich Fromm, “Özgürlükten Kaçış” kitabında Protestanlığın insanda ruhsal olarak olarak hazırladığı çilecilik ve bireysel önemsizlik ruhunu kapitalizmin derinleştirdiğini savunur. Noam Chomsky de, “insanların kendilerini çaresiz hissetmeleri için büyük çabalar harcanıyor” demeden edemez (Amerikan Muhalifleri Konuşuyor).
 
Suçluluğu içimize aldığımızda ise, bizim gibi yaşayanlara büyüklük taslamak, iktidarı çoğaltarak aktarmak kaçınılmaz oluyor.
 
Görünmez İktidar artık duşun, musluğun, çamaşır makinasının, hortumun, diş fırçasının, “hayırsever” örgütlerin kampanyalarındadır.
 
İktidar oyunlarında ele kolay gelen, iknası en ucuz ve ne yazık ki en etkili araç sanatçıdır. Ali Poyrazoğlu, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde ve Alem FM’de, üşenmemiş evde suyu kurtarmanın 10 maddesini ciddi ciddi, uzun uzun açıklamış. Bu yolla ev başına 140 ton kurtarılabilirmiş.
 
Sanatçımız, bulaştığı ilişkilerin dayanıksızlığını, kabullendiği suçluluk duygusunu idealizme bulayıp okurunu-dinleyicisini terbiyelemeyi umuyor.
  
Oysa, Poyrazoğlu’nun kendine ve bize eziyet etmesine gerek yok. Çünkü, nükleer denemeleri o yapmadı, petrol, ilaç, otomotiv, silah, banka, medya devlerinin hisseleriyle O’nun doğrudan hiç ilişkisi olmadı.
  

     

 İbrahim Akyürek. 2007  Sendika.org

 

2024 yılında servis/trafik kazaları nedeniyle en az 387 işçi can verdi.


2 işçi daha servis kazasında hayatını kaybetti: Bir yanda kâr hırsı diğer yanda denetimsizlik

İSİG Meclisinin verilerine göre sadece 2024 yılında servis/trafik kazaları nedeniyle en az 387 işçi can verdi.

EMNİYET KEMERİ, SENSÖRLÜ KOLTUK ZORUNLULUĞU KALDIRILDI!


Makine Yüksek Mühendisi Alpay Lök, son yıllarda artan servis kazalarının sebeplerine dikkat çekti. Lök, Türkiye genelinde 100 bine yakın servis aracı bulunduğunu belirterek, 2016 yılında yaşanan kazaların ardından yapılan güvenlik düzenlemelerini hatırlattı. Lök, “Bu kazaların ardından 2018 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle okul taşıtı olacak yeni araçlarda her öğrenciye özel emniyet kemeri, sensörlü koltuk zorunluluğu, araçlarda kamera bulundurma ve görüntü kaydetme zorunluluğu gibi özel güvenlik donanımları istendi. O tarihten önce okul taşıtı olarak tescil edilmiş araçların da bir takvim dahilinde buna uymaları istendi. Ancak Resmi Gazete’nin 25 Ağustos 2018 tarihli sayısında yayımlanan düzenlemeler, yeni araçlar için geçerliyken, mevcut araçlar için bu konuda geri adım atıldı, 1 Ocak 2018’den önce tescillenen okul servis araçlarında her öğrenciye özel emniyet kemeri ve sensörlü koltuk zorunluluğu kaldırıldı. Ayrıca, araçlarda kamera bulundurma ve görüntü kaydetme zorunluluğu da iptal edildi” dedi. 
DENETLEME YOK!

                         

Servis / 2022

              
Servis kazaları olağan hale geldi
Son bir haftada dört servisin kaza yapması gözleri öğrenci taşımacılığına yöneltti. TTİS Başkanı Çetin, “Servislere bakım dahi yok. Destek alamıyoruz” dedi. Veli-der Başkanı Ömer Yılmaz ise “Şoförlerin birçok işyerine servis yaptığını ve ‘yetişme telaşının’ kazalara sebep verdiğini görebiliyoruz” diye konuştu. 
             

Söyleşi Kitabı, 2026

      

"Uluslararası terör, güvenlik önlemleri almak, güvenlik teknolojilerini geliştirmek ve güvenlik aygıtını sıkılaştırmak için çok iyi bir bahanedir. Uluslararası terörden ölen kurbanların sayısı, yollardaki ölümlerin sayısıyla kıyaslandığında gülünç biçimde düşüktür. Bir dolu insan yollarda ölüyor, ama medya bunlardan bahsetmiyor bile."

Zygmunt Bauman, Bilindik Olanı Yabancılaştırmak, 2026 

Çaycuma - Zonguldak

        
Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği:
20'incisi 17 Mayıs 2026 Pazar günü
Türkiye'nin en eski uçurtma şenliği 20 yaşında! 

Kimin günahı

 

Suçluluğun Ekonomisi: Kimin günahını taşıyoruz?

Bu bireysel suçluluk rejimi, politik düzlemde de kendini gösterir. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” dediği çağda, kolektif sorumluluklar giderek bireyselleştirilir. Sistemik sorunlar, bireysel çözümlerle adreslenir. Çevre krizi bunun en açık örneklerinden biri. Plastik tüketimimizi azaltmamız gerektiği sürekli hatırlatılır; ama küresel ölçekte üretim yapan şirketlerin sorumluluğu aynı görünürlükte tartışılmaz.

İzmir’de bu yaz yaşanan su kesintileri de benzer bir çerçevede okunabilir. Geceleri kesilen suyun ardından yapılan çağrı netti: “Duş sürenizi beş dakikaya indirin.” Bu çağrı, bireysel tasarrufu teşvik ederken, aynı zamanda sorumluluğu da bireyin omzuna yükler. Oysa su krizinin nedenleri, yalnızca bireysel tüketim alışkanlıklarıyla açıklanamayacak kadar yapısaldır. Sanayi politikaları, altyapı eksiklikleri, denetim mekanizmalarının zayıflığı gibi pek çok faktör devrededir. Buna rağmen suçluluk, en kolay yönlendirilebileceği yerde, yani bireyde yoğunlaşır. Çünkü birey, kendini değiştirebilir. Daha kısa duş alabilir, daha az tüketebilir, daha dikkatli yaşayabilir. Sistem ise daha dirençlidir; dönüşmesi daha zordur. Bu nedenle suçluluğun adresi, çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz biçimde kaydırılır.

Kafka’nın Josef K.’sı en azından suçunun ne olduğunu bilmiyordu. Biz ise sürekli değişen suç tanımlarıyla yaşıyoruz. Bugün yeterince hareket etmemek, yarın yanlış beslenmek, ertesi gün çevreye yeterince duyarlı olmamak… Her biri kendi içinde anlamlı olabilir; ancak hepsi bir araya geldiğinde, bireyi sürekli eksik ve suçlu hissettiren bir rejime dönüşür. Bu rejimde suçluluk, artık ahlaki bir kategori olmaktan çıkar; ekonomik ve politik bir araç haline gelir.   

Gülseren Aydın   Birgün 

Politikacılar da geri çağrılabilse....

Hava yastıklarında risk tespit edildi: 400 bin araç geri çağrıldı

Yapılan teknik incelemelerde, araçların elektronik kontrol sistemlerindeki bir yazılım hatasının güvenlik donanımları üzerinde beklenmedik etkilere yol açabileceği belirlendi.

HAVA YASTIKLARINDA RİSK

Yetkililer tarafından paylaşılan teknik detaylarda, söz konusu yazılım hatasının yan ve perde hava yastıklarının sürüş esnasında aniden devreye girmesine neden olabileceği ifade edildi.

Herhangi bir çarpışma olmaksızın hava yastıklarının açılma ihtimalinin, sürüş güvenliğini riske atabileceği belirtildi.


Ankara

  
Ankara'da otobüs kazasında 5 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı: Minibüsün sahibi gözaltına alındı

Antalya

 

İş dönüşü yaşanan ve 7 kişinin hayatını kaybettiği feci kaza sonrası yol trafiğe açıldı

Kazayı haber alarak olay yerine gelen hayatını kaybeden sera işçilerin yakınları gözyaşlarına boğuldu. Zaman zaman sinir krizleri geçiren vatandaşları yakınları sakinleştirmeye çalışırken, feci kazada hayatını kaybeden sera işçileri ile aynı köyde yaşayan Tanju Duran, "Hepsi bizim köyden Kocaaliler kabasından, sera işçileri. İş çıkışı evlerine dönerken tır çift şeritli yolda hızlı geliyor. Duyduğumuza göre kaydırmış aracı biçmiş, talihsiz bir kaza. Burdur’un Bucak ilçesi Kocaaliler kasabasından, buradan yaklaşık 15-20 kilometre evleri, 5-6 kilometre geride Karaöz’de serada işçi olarak çalışıyorlar" dedi.



Hız


Motosiklet sayısı 7 milyon 200 bini buldu: İki kazadan birinde payı var

2019’da trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı 3,3 milyondu. Aynı yıl motosikletlerin toplam taşıtlar içindeki payıysa yüzde 14,1’di. Motosikletler 2019’da 266 bin 872 kazaya karıştı. Bu kazalarda 1553 kişi öldü.

Motosiklet sayısı 2026’da iki kattan fazla artarak 7,2 milyona ulaştı. Bu araçların trafikte payıysa yüzde 20,9’a yükseldi. Motosikletler geçen yıl 288 bin 318 kazaya karıştı. Bu kazalarda 1675 kişi öldü.

1990 Can Güvenliği

 İNSANA SAYGI MİTİNGİ

24 Şubat 1990  
Zonguldak
Çektiğimiz fotoğraflar peşimizi bırakmıyor. İşçi ölümleri seni beni ilgilendirmez gibi görünür. Ancak, zamanla yarışan işçi servisinin bir öğrenci servisi ile çarpışması beklenmedik değildir. Ya da bir kuryenin hemen ulaştırmaya zorunlu olduğu kebabının altında kalmak...
+
İnsana Saygı Mitingi yaklaşık 25 binlik katılımla yapıldı. Peş peşe gelen ölümler çok sayıda sendikanın Zonguldak'ta buluşmasıyla sonuçlandı.
+
BUGÜN bol haber, bol rapor, bol istatistik, bol Allaha havale var!

 F: İbrahim Akyürek





Yunanistan

 

Yunanistan’daki tren kazasında devlet sorumlu bulundu

Yunanistan’da 28 Şubat 2023’te meydana gelen ve 57 kişinin yaşamını yitirdiği Tempi tren faciasına ilişkin açılan bir tazminat davasında, mahkeme ilk kez devletin sorumluluğunu kabul etti.

Atina İdari İlk Derece Mahkemesi’nin verdiği karara göre, hayatını kaybeden bir kişinin yakınlarına yaklaşık 400 bin avro tazminat ödenmesine hükmedildi.

Kararda, Yunanistan devletinin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı aracılığıyla demir yolu ağındaki riskli ve yetersiz koşullardan uzun süredir haberdar olmasına rağmen gerekli denetimleri yapmadığı ve önlemleri yeterince hayata geçirmediği vurgulandı.

Mahkeme ayrıca, bu ihmallerin kazanın meydana gelmesinde etkili olduğuna ve gerekli tedbirler alınmış olsaydı facianın önlenebileceğine dikkat çekti.  57 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ

      

 

Sermaye

Volkswagen Hitler ve NATO’nun ardından şimdi de Netanyahu’ya mı çalışacak?

Financial Times’ın haberine göre, Volkswagen, İsrailli şirketle, Osnabrück fabrikasında üretimi otomobilden füze savunma sistemlerine kaydırmayı öngören bir anlaşma için görüşmeler yürütüyor.

Habere göre şirketler, Alman fabrikasını İsrail devletine ait grubun Demir Kubbe hava savunma sistemi için bileşenler üretir hale getirmeyi hedefliyor.

Almanya Savunma Bakanlığı konuya ilişkin yorum yapmayı reddetse de Alman hükümeti saldırıların başından bu yana İsrail ve ABD’yi destekleyen açıklamarıyla biliniyor.

      

  'Demir Kubbe'ye ekipman üretimi: Volkswagen yalanlamadı