Hiçliğin var olduğu yer...
Geçen hafta, Passenger/Yolcu (2026) adlı filmin anlatı yapısındaki gerici unsurlardan söz etmiş, 'yol' ve 'yolda olma'nın nasıl korkunç gösterildiğini tartışmaya çalışmıştım. Oradan devam edelim.
Muhafazakar zihinlerde yol, özellikle bir kaygı nesnesidir. Otobüs ya da tren yolculuğunda yanınızdaki koltuğa oturan yolcuların bir türlü engel olamadıkları o konuşma arzusu, çoğunlukla bu kaygıdan beslenir. Gerekmedikçe evlerinden uzaklaşmayan, kasabalarından, küçük şehirlerinden çıkmayan insanlar, pencereden gördükleri manzaranın sürekli değişmesi karşısında bir tedirginlik yaşar.
Burada klinik tanımıyla 'hodofobi'den (yolculuk korkusu) söz etmiyorum. Hodofobik kişiler, yolculuğa çıkmaları gerektiğinde diğer fobilerde olduğu gibi fiziksel tepkiler -kalp çarpıntısı, bulantı ve baş dönmesi, yoğun terleme, soluma zorluğu vd.- gösterebilir. Bu tür tepkilerin hiçbirini vermeyen ama yanındaki hiç tanımadığı yolcularla sürekli konuşma ihtiyacı duyan, etrafındaki dünyanın değişimini izlemek yerine hayatında ilk kez karşılaştığı ve büyük olasılıkla bir daha karşılaşmayacağı insanlarla iletişim kurarak kaygısını bastıran, manzaranın değişimini bu sayede görmezden gelebilen kişilerden söz ediyorum. Cep telefonunun icadından önce, bu tür insanlarla sadece uzun yolculuklarda değil, şehir içi otobüs yolculuklarında bile karşılaşabilirdiniz.
Bu kaygı, belli ölçüde bir muhafazakarlıktan, bir 'değişim karşıtlığı'ndan kaynaklanır ve onu besler. Sözcüğün etimolojik kökeniyle ilerleyelim; 'konserve'leyerek dış etkilerden korunan bir dünya yaratma çabası (conservatism), yola çıkınca kesintiye uğrar. Çünkü yol, başka hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar güçlü bir biçimde, 'değişim' demektir.
Ev ise, yolun tam tersi, sabit bir değer ve 'sabitliğin değeri'dir. Ev, başlangıç ve bitişin mekanıdır; doğum ve ölümün, dönebilmek için uğraştığımız ana rahminin ve gidebilmek için uğraştığımız cennetin sembolü, sabah çıkış ve akşam geri dönüş çemberinin başladığı ve kapandığı noktadır.
Sinemada evin korku nesnesi olabilmesi için mutlaka bir değişim dinamiği gereklidir. Ya oraya yeni yerleşilmiş olmalı, ya da evde yaşayanların hayatında 'konserve rutini'ni bozan bir değişim yaşanmalıdır. Böylece 'bastırılan' geri dönecek, pek çok sinemasal örnekte bilinçdışına denk düşen bodrumlar ve çatı katları yeni travmaları tetikleyecektir.
Uğur Kutay Birgün
