HAYATIMIZ TRAFİK
İbrahim Akyürek
İsrail karşıtları ve Filistin yanlılarıysa...
Volkswagen İsrailli şirketle anlaştı: Otomotiv fabrikası artık savunma ekipmanı üretecek
Otomotiv üretiminde Asya’nın payının da büyümesiyle şirket son zamanlarda bir ekonomik krizdeydi. Fabrika kapatma ve işten çıkarma kararları alan Volkswagen, martta İsrail’in hava savunma sistemi ‘Demir Kubbe’ için füze ekipmanı üretmeye hazırlandığı iddiasını doğrulamıştı.
Ankara
Murat Yetkin'e scooter çarptı, ayağı kırıldı: Suç duyurusunda bulundum, bu teröre dur denilmeli!
"Dün Ankara, Panora AVM çıkışında, araçlar yaya geçidinde yol vermiş haldeyken son hızla aradan sıyrılan, 13 yaşlarında gösteren bir çocuğun kullandığı bir scooterın çarpmasıyla yola savruldum. Ayak kemiklerim kırıldı. Ayrıntıları Yıldızevler polis merkezinde, çocuk ve ebeveynlerine suç duyurumda anlattım. Kamera kayıtlarının bulunmasını talep ettim. Trafikte kural ve denetim tanımayan bu scooter terörüne dur denilmeli."
kazaların yüzde 27’si yollardan...
Her gün 5 kişi motosiklet kazalarında niye ölüyor?
Motosiklet Sürücüleri Federasyonu (MOSEF), Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri... 600 binin üzerinde üyesi var. 37 yaşındaki Federasyon Başkanı Murat Tomris’e, “Günde yaklaşık 5 motor sürücüsünün hayatını kaybettiği doğru mu?” diye soruyorum. Bu bilgiyi doğruluyor ve anlatmaya başlıyor: “Ölen motorcuların çoğunluğu 16-30 yaşında... Aslında ölen kurtuluyor bir şekilde. Bir de kazalarda ölmeyip ölmekten beter olan insanlar var. Mesela omurilik hasarı alanlar bir daha hiç yürüyemiyor. Uzuvlarını kaybedenler var. Çünkü motosiklet kazalarında sizi koruyacak bir kaporta yok. Direkt bedeniniz darbe alıyor.”
“Peki neden bu kadar çok kaza oluyor?” diye soruyorum bu kez. “Türkiye’de ehliyet sistemi baştan aşağıya fiyasko! 12 yaşındaki çocuğuma bir motosiklet vereyim, ‘Oğlum şöyle bir düz git, şurada bir sekiz çiz, sağ sol sinyal vererek devam et’ diyeyim, yapsın bunları, ehliyeti alır! İnsanları o kadar basit bir sınava tabi tutuyorlar. Sınav kuruluna giren denetmenlerin çoğu motosikletin nasıl kullanılacağını bile bilmiyor! Oysa Avrupa’da bir sistem var, sürücü kursuna gidip ‘Motosiklet ehliyeti almak istiyorum’ dediğinizde, sizi önce bir akademiye yönlendiriyorlar. ‘Git, buradan ileri ve güvenli sürüş eğitimi al, profesyonel sürücü olduğuna dair sertifikanı getir, sonra ehliyet sınavına gir’ diyorlar. Bu eğitim süresi, Almanya’da asgari 55 saat, Hollanda’da 43 saat, Fransa’da 35 saat... Bizde ise hiç yok. Maalesef bizde ehliyeti alan, kendini profesyonel sürücü sanıyor, trafiğe çıkıyor ve kaza yapıyor. Federasyon olarak şubat ayında bir çalıştay düzenledik. Orada da dile getirdik. Gençlerimizi kaybediyoruz, bunu bir milli güvenlik meselesi olarak görmeliyiz. Ehliyet sisteminin tamamen yenilenmesi gerekiyor. Bu konuyla ilgili eğitim süreçlerini federasyon olarak 81 ilde biz yürütebiliriz. İnsanların nasıl panik fren ve ani manevra yapacağını, nasıl düşeceğini, kaza anında ne yapacağını, her şeyi bilmesi lazım. İleri seviyelerde eğitimlerle bunlar öğretilebilir. Bu işin devlet sivil toplum işbirliğiyle ele alınması şart. Bir de Avrupa’daki otoyolların tamamı güvenli. Bizde ise Ulaştırma Bakanlığı’nın internet sitesinde bahsetmiş olduğu gibi kazaların yüzde 27’si yollardan kaynaklanıyor. Yani yetersiz aydınlatma, bozuk asfalt, çukurlar, bariyerler ve yol işaretlerinin eksikliğinden... Bu konu da acilen ele alınmalı.”
Mine Şenocaklı Gazete 0ksijen
"eğitim şart"
İngiltere’nin plastik atıkları Çukurova’da sulama kanallarını kirletiyor
Uluslararası çevre örgütü Environmental Investigation Agency’na (EIA) göre, İngiltere’nin Türkiye’ye gönderdiği plastik atıkların yaklaşık yüzde 13’ü Mayıs 2021 ile Temmuz 2024 arasında Adana’daki geri dönüşüm bölgesinde bulunan sekiz tesise ulaştı.
Bu dönemde 13 İngiliz şirketi bölgeye 545 sevkiyat yaptı. Sevkiyatların toplam ağırlığı 52 bin tonu buldu.
Haberde, plastik atık ihraç eden şirketlerin yasa dışı hareket ettiğine ilişkin bir iddia bulunmadığı belirtildi. Ancak İngiltere’deki mevzuat, ihracatçı şirketlere gönderdikleri atığın çevreye zarar vermeden geri dönüştürülmesini sağlama sorumluluğu yüklüyor.
Film
Büyük Dava (Class Action), 1991
Yönetmenliğini Michael Apted’in yaptığı 1991 ABD yapımı olan filmde, Kaybetmiş insanların hakkını arayan, dahi ve ünlü bir sivil toplum hakları savunucusu olan Jedediah Tucker Ward ile Mary Elizabeth Mastrantonio (kızı) bir davada karşı karşıya gelir. Hatalı olması muhtemel bir otomobil tasarımının milyon dolarlık davası, aralarındaki rekabete bir mahkeme salonunun tanık olmasına araç olacaktır. Bu noktada paradan çok daha fazlası söz konusudur. Filmin görsellerine buradan ulaşabilirsiniz.
reklamcı
Setlerce çalışma koşulları yaşamı tehdit ediyor: "Deniz'in ölümü iş cinayeti olarak soruşturulmalı"
Sinema Emekçileri Sendikası’nın (Sine-Sen) Hukuk Birimi Sorumlusu Haydar Yenmez, olayın 16 Ağustos’ta Garanti Bankası reklam filmi çekimi sırasında yaşandığını belirterek setin gece yarısı sona erdiğini ve emekçilerin saat 01.00’de evlerine dönmek üzere yola çıktığını söyledi.
Set emekçilerinin 16 saat çalıştırıldığını belirten Yenmez, günlük yasal çalışma süresinin fazla mesai dahil 11 saat olduğunu vurguladı. Reklam Yapımcıları Derneği’nin 16 saatlik çalışma konusunda ısrarcı olduğunu savunan Yenmez, bu koşulları kabul etmeyen emekçilerin yeniden işe çağrılmama korkusuyla çalışmayı kabul etmek zorunda kaldığını söyledi.
Denetim eksikliğine de dikkat çeken Yenmez, emekçilerin işsiz kalma korkusu nedeniyle şikâyetçi olamadığını belirterek, “Biz sömürüye maruz kalan set emekçilerine ulaşmak istediğimizde emekçilerin korkusuyla karşılaşıyoruz. Bir yapımcı ‘16 saat çalışacaksın’ dediğinde emekçi ‘hayır’ derse yerine başka birini bulacakları korkusunu yaşıyor. İşsiz kalmamak adına önüne konulan tüm çalışma saatlerini kabul etmek zorunda kalıyor. Biz diyoruz ki bu bir kaza değildir, bu bir iş cinayetidir” dedi.
motosiklet!
Ölenlerin neredeyse tamamı 16 ila 30 yaş arasında: Her iki kazadan biri motosiklet!Sabah'ın haberine göre, Motosiklet Sürücüleri Federasyonu (MOSEF) Başkanı Murat Tomris, kazalarda en fazla gençlerin hayatını kaybettiğine dikkat çekerek motosiklet kazalarının “milli güvenlik sorununa” dönüştüğünü söyledi. Tomris, ehliyet öncesi ileri sürüş eğitiminin zorunlu hale getirilmesi, motosikletliler için reflektörlü yelek ve sis farı kullanımının artırılması çağrısında bulundu. Orijinal kask ve koruyucu giysilerin olası bir kazada ise kafaya alınacak darbeyi yüzde 70 azalttığını söyledi.
İçişleri Bakanlığı talimatıyla hazırlanan 2026-2027 Motosiklet Denetimleri Eylem Planı kapsamında, yoğun kavşaklarda motosikletler için özel bekleme alanları oluşturulması planlandı. “Motosiklet rezerv alanı” uygulamasıyla sürücülerin kavşaklarda daha görünür olması ve güvenli kalkış yapması hedeflendi. Şehir içindeki “şerit paylaşımı” uygulamasının Türkiye’de uygulanabilirliğinin de araştırılacağı bildirildi.
Söyleşi Kitabı, 2026
"Uluslararası terör, güvenlik önlemleri almak, güvenlik teknolojilerini geliştirmek ve güvenlik aygıtını sıkılaştırmak için çok iyi bir bahanedir. Uluslararası terörden ölen kurbanların sayısı, yollardaki ölümlerin sayısıyla kıyaslandığında gülünç biçimde düşüktür. Bir dolu insan yollarda ölüyor, ama medya bunlardan bahsetmiyor bile."
Zygmunt Bauman, Bilindik Olanı Yabancılaştırmak, 2026
Türkiye Sigorta
Işıl'a çarpan aracın ‘hasar faturası’ aileye gönderildi!
14 yaşındaki Işıl Öykü Dinç’in ölümüyle ilgili dava sürerken, aracı sigortalayan şirket aileye icra takibi başlattı. Kızlarını kaybeden aileye 63 bin TL'lik "hasar" faturası kesildi, baba Yunus Dinç tepki gösterdi. Türkiye Sigorta şirketi, haberin ardından icra dosyasını geri çektiklerini belirtti.Mahkemeye sunulan ilk bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının kabul edildiğini anımsatan Baba Yunus Dinç, yaşananlara tepki gösterdi. Dinç, “Mahkeme temmuz ayının başında hız tespiti, ışık tespiti ve diğer tespitlerin yapılması ve yeni bilirkişi raporunun hazırlanması için dosyayı bilirkişi üst kuruluna taşıdı. Dosyadaki son durum buyken gönderilen bu evrak kabul edilemez. İsteselerdi dava dosyasının son durumunu görebilirlerdi, çünkü ortada bir bilirkişi raporu yok, somut kusur dağılımı yok” dedi.
“Bize yaşatılan, dosyada yer alan her şey bize ‘tesadüf’ diye lansedildiği gibi buna da ‘Tesadüf’ diyerek üstünü kapatacaklar” diye konuşan Dinç son olarak şunları aktardı: “Kızım kusurluymuş gibi kızımı öldüren arabanın ‘hasar masrafını’ bizden tahsil etmek istiyorlar! Üstelik 29 Nisan'dan itibaren ‘faiz’ işleterek! Daha dava sonuçlanmamışken bu evrakın gönderilmesi her şeyden önce ayıp.”
HER 7 GÜNDE 1 KURYE ÖLÜYOR
'Hayattayken güvencesiz, öldüğümüzde sahipsiziz'
Denizli'de trafik kazasında yaşamını yitiren motokurye Pekeroğlu'nun davasında 2. bilirkişi raporu dosyaya girdi. Raporda sanık San'ın asli kusurlu olduğu ifade edildi. Kuryeler tepkili: Kuryeler hayattayken güvencesiz, öldükten sonra sahipsiz bırakılıyor.
Telefon
Araştırma: Hit müzik albümleri ölümlü trafik kazalarını artırıyor
Müzik albümlerinin çıktığı günlerde ABD’de en fazla dinlenen 200 şarkının toplam dinlenme hacminin, albüm yayınlarının hemen öncesindeki ve sonrasındaki günlere kıyasla yüzde 43 arttığı görüldü.
Aynı günlerdeki ölüm oranlarını, yayın tarihinden önceki ve sonraki 10’ar günle karşılaştıran araştırmacılar, haftanın günü, resmi tatiller ve mevsimsel olaylar dikkate alındığında, büyük albümlerin çıktığı günlerde trafik kazası sonucu ölümlerin benzer günlere kıyasla yüzde 15,1 arttığını tespit etti.
Çalışmanın başyazarı Dr. Vishal Patel şöyle diyor:
“İnsanları telefon kullanmaya rastgele yönlendiremezsiniz ve sürücüler kaza öncesindeki birkaç saniyede ne yaptıklarını nadiren söyler.
Albüm yayınları, yol koşulları, hava durumu veya sürücünün kim olduğuyla ilgisi olmayan nedenlerle akıllı telefon kullanımının ülke genelinde arttığı bir gün sunuyor.”
sendika
2026'da 52 polis intihar etmişti: İçişleri Bakanı'ndan soruşturma açıklaması
Emniyet İntiharları Dijital Anıtı’nın verilerine göre 2026’nın ilk yedi ayında 52 polis yaşamına son verdi. Bu sayı, söz konusu dönemde ortalama dört günde bir polis intiharı yaşandığına işaret ediyor.
Verilere göre 2024 ve 2025 yıllarında ise toplam 166 polis yaşamına son verdi.
Vakaların nedenleri tek bir başlıkla açıklanamazken ekonomik sorunlar, uzun ve düzensiz çalışma saatleri, mobbing, yoğun stres ve mesleki memnuniyetsizlik öne çıkan sorunlar arasında gösteriliyor.
Safranbolu
Hayatını kaybeden bisiklet sürücüsü Karabük’te anıldı
Karabük Bisiklet Derneği (KARBİSDER) tarafından düzenlenen anma etkinliğinde, Büklüm Sokak’ta toplanan çok sayıda bisikletli, Misak-ı Milli Demokrasi Meydanı’na kadar bisikletleriyle yürüdü.
Burada konuşan KARBİSDER Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Aydoğdu, Eren Köse’yi kaybetmenin derin yası ve üzüntüsü içinde olduklarını söyledi.
Yasalarda bisikletin ulaşım aracı olarak tanımlandığını ve bisikletlilerin yollarda sürme hakkının kanunla güvence altına alındığını aktaran Aydoğdu, “Unutmayınız ki bizler bisiklet sürerken can taşıyoruz. Her gün evinden çıkan bir bisikletli, bir ananın evladı, bir çocuğun anne-babası, bir eş, bir dost olduğunu unutamazsınız.” diye konuştu.
“Liberal demokratik devletler yurttaş yaratır; yapay devlet troll yaratır.”
Demokrasi yerini algoritmalara bırakacak mı?
Uğur Koçbaş Oksijen
Lepore’un yeni kitabı The Rise and Fall of the Artificial State (Yapay Devletin Yükselişi ve Düşüşü), yapay zekayı yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil, modern devletin dönüşümünü hızlandıran siyasal bir güç olarak inceliyor. Kitabın merkezindeki kavram “Artificial State” yani teknolojinin egemen olduğu bir rejim. Lepore’a göre bu kavram, liberal demokratik ulus-devletin işlevlerinin giderek özel şirketler, platformlar, veri sistemleri ve algoritmik karar mekanizmaları tarafından üstlenildiği yeni bir düzeni anlatıyor.
Kamusal alandan platformlara
Lepore, “yapay devlet”i, ulus-devletin giderek daha fazla işlevinin özel çok uluslu şirketler tarafından devralındığı bir yapı olarak tanımlıyor. Ona göre en görünür değişim kamusal meydanda yaşanıyor. İnsanların dünyayı anlamak, oy vermek, siyasi karar almak ve yurttaşlık görevlerini yerine getirmek için kullandığı bilgi kanalları artık büyük ölçüde şirketlerin elindeki dijital platformlarda şekilleniyor.
Bu dönüşüm, Lepore’a göre sadece iletişim araçlarının değişmesi anlamına gelmiyor. Kamusal tartışmanın nasıl yürüdüğünü, hangi bilginin görünür olduğunu, hangi öfkenin büyütüldüğünü, hangi siyasi mesajın kime ulaştığını ve yurttaşların hangi gerçeklik içinde karar verdiğini de değiştiriyor.
‘Yurttaşlık tutkalı’
Lepore’un üzerinde durduğu konulardan biri seçim kampanyalarının dönüşümü. Ona göre 20’nci yüzyılın ortasından itibaren kamuoyu araştırmaları, seçmen segmentasyonu ve veri analizleri klasik kampanya pratiklerinin yerini almaya başladı. Mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşma, yüz yüze ikna ve yerel siyasi temas zayıflarken, seçmeni ölçme ve hedefleme mantığı güçlendi.
Lepore bu dönüşümü yalnızca teknik bir verimlilik artışı olarak görmüyor. Ona göre yüz yüze siyasi temas, demokrasinin sosyal dokusunu oluşturan temel unsurlardan biriydi. Yazar, bu tür temasları “civic glue”, yani yurttaşlık tutkalı olarak nitelendiriyor. Siyaset, insanların birbirini ikna etmeye çalıştığı bir alan olmaktan çıkıp veri toplama ve hedefli mesaj gönderme sistemine dönüştüğünde, yurttaşlık ilişkisi de zayıflıyor.
Yazarın ifadesiyle yeni aşama, “yapay zeka, yapay zekaya karşı” dönemi. Bir yanda seçmenler yapay zeka araçlarına ne düşüneceklerini, kime oy vereceklerini ya da hangi politikayı destekleyeceklerini soruyor; diğer yanda kampanyalar seçmene ulaşacak mesajları yine yapay zeka sistemleriyle üretiyor. Lepore’a göre bu tabloda siyasi karar sürecinin iki yanında da makineler yer almaya başlıyor.
Yurttaştan kullanıcıya
Lepore’un eleştirisinin merkezinde yurttaş ile kullanıcı arasındaki fark var. Liberal demokratik devlette birey, hakları ve sorumlulukları olan bir yurttaştır. Dijital platform ekonomisinde ise aynı kişi veri üreten, davranışı ölçülen, dikkati satılan ve hedeflenen bir kullanıcıya dönüşür.
Lepore’a göre hedefli reklam modeli, insan davranışını izleyip sınıflandırarak ticari ve siyasi mesajları kişiye göre düzenliyor. Aynı mekanizma bir ürün satmak için de kullanılabiliyor, siyasi mesaj vermek için de. Böylece siyasi ikna ile ticari manipülasyon arasındaki sınır bulanıklaşıyor.
Yazar, bu dönüşümün internetten önce başladığını da hatırlatıyor. Ona göre 1950’lerde yükselen tüketim kültürü, yurttaşlık fikrini tüketici kimliğiyle zayıflatmıştı. Ancak internet ve platform ekonomisi bu eğilimi tek bir dijital altyapıda birleştirdi. Alışveriş, haber, kamu bilgisi, siyasi tartışma ve kişisel veri aynı şirket mimarisi içinde toplanmaya başladı.
‘Rıza olmadan yönetim’
Lepore’a göre yapay devletin en büyük tehlikesi burada yatıyor. Demokratik devlet, meşruiyetini yurttaşların rızasından, temsil mekanizmalarından, hukuktan ve kamusal tartışmadan alır. Yapay devlet ise kararların, yönlendirmelerin ve bilgi akışının giderek daha fazla otomatik sistemler tarafından belirlendiği bir düzen yaratır. Bu düzende yurttaşın yerini kullanıcı, temsilin yerini veri profili, kamusal tartışmanın yerini algoritmik etkileşim alabilir.
Teknoloji elitlerine tepki
Lepore, insanlığın anayasal demokrasiyi ve liberal ulus-devleti terk edip otomasyon ve makine yönetimine yönelmesinin ne anlama geldiğini sorguluyor. Terminator gibi distopik anlatıların, 21. yüzyılda Silikon Vadisi için bir iş planına dönüşmüş gibi göründüğünü söylüyor.
dinlenme bagajda
Mesai direksiyonda dinlenme bagajda
Turizm sektörünün görünmeyen emekçileri olan tur şoförleri uzun mesailer, dinlenme alanı ve barınma olanağı olmadan çalıştırıldıklarını söylüyor. Şoförler, “Tuvaletlerde yıkanıyor, direksiyona uykusuz çıkıyoruz” derken sendika temsilcileri ise “Patronları koruyan bu sistem sona erdirilmeli” diyor.
Sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine göre Türkiye'de turizm taşımacılığında yaklaşık 20 ila 30 bin şoför çalışıyor. Yazın turizm transferinde çalışan şoförlerin yüzde 80'i doğu illerinden geliyor. Özellikle firmaların kiraladığı bu şoförlerin hafta tatili ve yemek ücreti verilmeden, fazla mesai dahil hiçbir hakları ödenmeden çalıştırıldığı belirtiliyor. Tur firmaları kendi bünyesindeki şoförleri fazla çalıştırmadan haklarını verip çalıştırırken, kiraladıkları araçların şoförlerini aşırı çalıştırıyor. Yetersiz uykuyla trafiğe çıkan şoförler ölümcül kazalara neden oluyor.
Antalya'da tur şoförlüğü yapan Umut Yiğit, sezon boyunca izin kullanmadan, gece gündüz demeden çalıştırıldıklarını belirterek, “Birçok arkadaşımız araçta yatıp kalkıyor. Duşunu sahillerde petrol ofislerinde alıyorlar. Klima açarsak yakıt masrafı bizden kesiliyor. Yetersiz uyku nedeniyle her yıl ciddi kazalar yaşanıyor. Buna rağmen sorun çalışma koşullarında değil, başka gerekçelerde aranıyor” diyor. Haklarını arayan şoförlerin işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığını söyleyen Yiğit, sezonluk ve güvencesiz çalışma düzeninin emekçileri sessiz kalmaya zorladığını dile getiriyor.
Kaza geliyorum...
TBMM’ye araştırma önergesi verildi: 'Van-Hakkâri yolu ölüm koridoruna dönüştü'
Gerekçe metninde paylaşılan verilere göre, yaklaşık 15 aylık süre zarfında meydana gelen 11 ayrı kazada en az 29 yurttaş yaşamını yitirdi, en az 36 yurttaş ise yaralandı. Önergede; Yüksekova, Şemdinli, Çukurca ve Derecik yolları ile Zernek Barajı, Gedikbaşı ve Yüksekova Havalimanı Kavşağı gibi kritik noktalarda yaşanan kazaların artık münferit sayılamayacağı ve kronik bir kamu güvenliği sorununa dönüştüğü ifade edildi.
“Sorumluluk yalnızca sürücü kusuruna indirgenemez”
Van-Hakkâri yolu ölüm yolu oldu!
Kadıköy
Scooter sürücüsünün ölümü: Belediye görevlisi 'taksirle ölüme neden olma' suçundan yargılanacak
İstanbul'un Kadıköy ilçesinde 13 Ekim 2023 günü, elektrikli scooterıyla evine dönen Hasan Çayan Çimen, yol üzerindeki rögar kapağının çevresindeki çukura girerek dengesini kaybedip yere düştü. Başını çarpan Çimen, kaldırıldığı hastanede 45 gün sonra hayatını kaybetti.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Çimen'in ailesinin şikayeti üzerine açtığı soruşturmayı tamamladı. Edinilen bilgiye göre, bilirkişi raporunda, olayın gerekli önlemler alınması halinde önlenebilir nitelikte olduğu, bu nedenle "kaçınılmazlık" ilkesinin uygulanamayacağı belirtildi.
Bedava bilet verseler arabanızdan vazgeçer misiniz?
Bedava bilet verseler arabanızdan vazgeçer misiniz?
Teklif basit. Arabanızı aileniz dışında birine satar ya da hurdaya çıkarırsanız, size tüm Almanya’da geçerli “Almanya bileti”ni (Deutschlandticket) bedava veriyorlar. Almanya bileti ülkedeki tüm toplu taşıma araçlarına sınırsız biniş hakkı sağlıyor. Şehiriçi otobüsler, metro ve tramvayın yanı sıra şehirlerarası trenler de hizmetinizde. Almanya biletinin yıllık maliyeti 756 avro. Yapmanız gereken tek şey otomobilinizden vazgeçtiğinizi ispatlamak ve bir yıl boyunca yeni bir otomobil almamak.
Özetlersek, otomobil çoğu zaman bir zorunluluk değil bir bağımlılık. Statü simgesi ve tüketim kültürünün bir parçası olmaya devam ediyor. Ulaşım araçları arasında çevreye ve iklime en çok zarar verenlerden biri olduğu unutuluyor. Toplu taşıma ve bisiklet ise otomobilin panzehri.
19 Mart Darbesi diye tanımlanan, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten sonraki boykot çağrılarını hatırlayın. Boykotun birçok alanda işe yaradığını biliyoruz ancak CHP’nin boykot listesinde yer alan otomobillerin satış rakamları boykottan etkilenmişe benzemiyor. Örneğin boykot listesinde yer alan Doğuş Grubu’na ait üç aracın satışları 2025’te bir önceki yıla göre arttı. Bu otomobillerin hepsini iktidara ve demokrasi karşıtı müdahalelere destek verenler almadığına göre, boykot çağrısı iş otomobile gelince etkisiz kalmışa benziyor. Otomobil tutkusu kapitalizmin insanları metalara nasıl tutsak ettiğini gösteren önemli bir örnek. Boykot ise içinde bulunduğumuz dünyada otokratik rejimlere karşı mücadelede kullanılan, etkili bir yöntem. O yüzden de kendimizi kapitalizmin en etkin uyuşturucularından kurtulma konusunda hazırlamamız gerek. “Cumhuriyet mi yoksa sevdiğim otomobil mi” sorusunu henüz sormadıysak bile, bir gün kendimize sormak zorunda kalabiliriz.
Özgür Gürbüz Birgün
2005
Avukat Cihan Eren’i hatırlayan?
Avukat Cihan Eren, bundan 10 yıl önce silahlı bir saldırıda öldürüldü.
Karadeniz Sahil Yolu için hukuk mücadelesi veriyordu.
Bütün iyi hukukçular gibi toplumsal yararı gözetiyordu.
Karadeniz sahilini doldura doldura ilerleyen projenin, doğayı tahrip ettiği gerekçesiyle açtığı davayı kazanmıştı.
Rastlantı bu ya, silahlı saldırıdan iki gün sonra Fındıklı Aksu Sahili’yle ilgili yapılacak keşfe katılacaktı.
Tetikçi, duyup bildiğimiz bütün tetikçiler gibi 20’li yaşlardaydı.
Tetikçilerin çoğu gibi hazır bir hikâyesi vardı: “Kurtlar Vadisi dizisindeki Polat Alemdar’a özeniyordum. Ünlü birini vurmam lazımdı. Fındıklı’daki en ünlü kişi de Cihan Eren olduğu için onu vurdum” dedi.
Sonra ne mi oldu?
Avukat Eren öldürülmeden önce 3. derece sit alanı ilan edilen Fındıklı Aksu Sahili’ne ilişkin karar, Eren öldürüldükten sonra Karayolları Genel Müdürlüğü’nün başvurusuyla Trabzon Bölge Koruma Kurulu’nca kaldırıldı.
Trabzon İdare Mahkemesi bu kararı esas alan imar planını iptal etmişti.
AKP’li Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Özak’ın onayıyla yol inşaatı tekrar başlatıldı.
Aksu Sahili, kayalarla doldurularak yok edildi.
Çiğdem Toker Cunhuriyet 2005
The Gulen: Belgesel Kitap/DVD
Bir ‘kurucu olay’ üzerine notlar
2002- 2015 dönemi, siyasal İslamın, “bir restorasyon” projesi bağlamında şekillenmiş “pasif devrim” süreci içinde devlet aygıtında kurumsal mevziler kazandığı; sivil toplum, medya, eğitim ve bürokraside yavaş ama derinden bir rıza imalatı yürüttüğü klasik bir “mevzi savaşı” evresiydi. “15 Temmuz” bu süreci bir “cephe savaşı” aşamasına sıçrattı; devlet içi tarafların çatışmasının galibi, elde ettiği merkezileşmiş yürütme gücüyle, “mevzi savaşı” taktiğine dönerek günümüze uzanan yeni bir rejim inşa-kuruluş süreci başlattı.Muhalif duruşlar hızla suç kapsamında, sembolik ve fiziksel araçlarla baskı altına alındı. Diyanet rejimin en asli ideolojik-teolojik meşruiyet aygıtına dönüştü. “Olayın” ertesinde devlet bürokrasisinde başlayan geniş kapsamlı tasfiyelerin sonunda karar alma mekanizması rasyonel bürokratik süzgeçlerden, liyakatten tamamen arındırılıp karizmatik lider kültü ile onun etrafındaki dar iktidar kliğinin iradesine bağlandıKÜLTÜR SAVAŞLARI
“Olayın” kurduğu rejimin, mülkiyet ilişkilerine, şirket yapılarına, piyasa mekanizmalarına liderlik düzeyinde doğrudan müdahale edebilen, muhalif ya da güvencesiz sermayeyi tasfiye edip yandaş kliklere, holdinglere sistematik kaynak aktaran yapısı, Günter Reiman’ın “vampir ekonomi” (1939) modelini anımsatıyor. Bu model içinde silah sanayisi, rejim açısından, hem sermaye birikimi hem milliyetçi-güvenlikçi meşruiyet üretimi açısından en stratejik önceliğe sahipti.
Ergin Yıldızoğlu Cumhuriyet
Amasya
Bisiklet derneği üyesi kazada yaşamını yitirdi
EKOBİD tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Derin bir üzüntü içindeyiz. Ne yazık ki ülkemizde bisikletliler her geçen gün trafikte daha büyük bir risk altında yaşam mücadelesi veriyor. Yollarda sadece pedal çevirmek isteyen insanlar, dikkatsizlik, aşırı hız ve kurallara uymamanın bedelini canlarıyla ödüyor. Her bisikletli ölümü sadece bir istatistik değildir. Arkasında dağılan aileler, yarım kalan hayaller ve derin acılar vardır. Motorlu araç sürücülerine bir kez daha sesleniyoruz. Bisiklet de trafikte yasal ve eşit bir ulaşım aracıdır. Direksiyon başında birkaç saniyelik dikkatsizlik, telafisi mümkün olmayan acılara neden olmaktadır. Lütfen hız sınırlarına uyun, takip mesafenizi koruyun ve bisikletlileri fark edin. Direksiyon başındaki sabırsızlık bir insanın yaşamına mal olabilir. Yetkililere çağrımızdır, bisikletlilerin güvenliğini sağlayacak altyapılar acilen yaygınlaştırılmalı, trafik denetimleri artırılmalı ve sürücülerde bisiklet farkındalığını geliştirecek eğitimler etkin şekilde uygulanmalıdır. Güvenli yollar bir ayrıcalık değil, temel bir haktır. Bizler, bisikletliler olarak yalnızca güven içinde pedal çevirmek istiyoruz. Evimizden çıktığımızda sevdiklerimize sağ salim dönebilmeyi istiyoruz. Bir bisikletçiyi daha kaybettik. Bu bir kaza değil, önlenebilir bir can kaybıdır" denildi.
Ağustos 2025
Bu kitapta, işçi önderleri Tahir Çetin ve Ali Faik İnter’in ruhu olan bir yolda buluşmalarını ve sınıf mücadelesini özgün ve içten bir şekilde yorumlayıp şekillendirişlerini Başaran Aksu’nun kaleminden okuyacaksınız.9 Temmuz 2021’deki en son nefesleri dahil.
Ankara dönüşü geçirdikleri kazada yaşamlarını yitiren Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Tahir Çetin ve işçi önderi Ali Faik İnter için Soma'da bulunan sendika binası önünde tören düzenlendi.
78 insan
Adalet arayışı Ankara yolunda
Akişli, yangına ilişkin görüntülerin yayımlandığı videolarda ETS Tur reklamlarının yer almasına da tepki gösterdi. “Şu an Kartalkaya yangınıyla alakalı videolara baktığınızda, o videoların başında utanmadan, vicdansızca ETS Tur’un reklamları dönüyor” diyen Akişli, “Bu süreç bizim canımızı acıtıyor, vicdanı olan bundan rahatsızlık duyar. Unutturmaya çalışıyorlar ama unutmayacağız da unutturmayacağız da. Bunun için bu yola çıktık. Ne ETS Tur’u ne de o bürokratları rahat bırakmayacağız. Yolumuzun sonu adalet olsun” ifadelerini kullandı.
18 Temmuz’da Ankara’da tamamlanacak yürüyüşe çağrı yapan Akişli, “18 Temmuz’da Ankara’dayız. Vicdanı olan herkesi Ankara’ya davet ediyoruz. Adalet yürüyüşü sadece 78 canımız için değil. Bugün neredeyse 10 kişiden 5’i adalet diyor. İlgili makamların artık şapkasını önüne koyup adalet arayışındaki insanlara kulak vermesi gerekiyor. Yolumuzdan dönmeyeceğiz” diye konuştu.
Alaplı
Üst geçit yok: Yayaların güvenliği için modern bir üst geçit yapılmalı.
Sinyalizasyon ve aydınlatma yetersiz: Akşam saatlerinde karanlığa gömülen yol için güçlü aydınlatma ve sinyalizasyon şart.
Otopark ve cep alanları eksik: Düzensiz parklanmayı önleyecek kalıcı düzenlemeler hayata geçirilmeli.
Ertuğrul, “Vatandaşlara ceza kesmekle sorun çözülmez; bu kökten bir altyapı ve mühendislik sorunudur. Kalıcı çözüm gelene kadar sürecin takipçisi olacağız.” ifadelerini kullandı.
'Kurgu kazalarla'
'Kurgu kazalarla' 200 milyon liralık vurgun: 48 gözaltı
Dosyadaki bilgilere göre şüpheliler, kamera bulunmayan bölgelerde kaza yapmış gibi araçlarının fotoğraflarını çekmiş. Ardından da kaza tutanağı tutup araçlarını tamir ettirdiklerini söyleyerek hasar dosyalarıyla sigorta şirketlerine başvurmuşlar.
Savcılık, dolandırıcıların hesap hareketlerini, bilirkişi raporlarını, müşteki-bilgi sahibi beyanlarını, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’nce düzenlenen kaza raporlarını ve sigorta şirketlerinin hasar ödeme dosyalarını inceledi.
Böylece yaklaşık 200 milyon liralık haksız kazanç elde edildiğini saptadı. Bazı avukatlar da şüpheli:
Adalet
Kartalkaya faciasında yakınlarını kaybeden Akişli, adalet için Bolu'dan Ankara'ya yürüyecekDW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Kartalkaya Aile Platformu üyesi olan Akişli’nin bireysel olarak gerçekleştireceği yürüyüş, 11 Temmuz Cumartesi günü saat 10.30’da Bolu Adliyesi önünde yapılacak basın açıklamasıyla başlayacak.
Akişli, Bolu-Ankara kara yolunda, kent merkezine yaklaşık 5 kilometre uzaklıktaki Kartalkaya tabelası önünde de ikinci bir açıklama yapacak. Sekiz gün sürmesi planlanan yürüyüşün, annesinin doğum günü olan 20 Temmuz’da Ankara’da tamamlanması öngörülüyor. Akişli, yürüyüşünü özellikle annesinin doğum gününde bitirmek istediğini belirterek, “O gün mezarlıkta olmak istiyorum. Bu nedenle yürüyüşü sekiz günde tamamlayacağım” dedi.
“YARIM KALAN ADALET, ADALET DEĞİLDİR”
Kurye
Sitelerin güvenlik duvarları ve kuryelerin hak mücadelesi
Ataşehir Yakut Sitesi’nde müşteri onayıyla teslimat yapmaya çalışan genç bir moto kuryenin önceki gece uğradığı hakaret ve fiziksel saldırı, alışılagelmiş bir darp vakasının ötesinde; platform ekonomisinin yalnızlaştırdığı işçilerin dijital ağlar üzerinden kurduğu hızlı bir dayanışma refleksine ve 24 saatlik net bir hak arama sürecine dönüştü.
22 Temmuz 2024 Pamukova
Cinnet treni
Özgür Mumcu Cumhuriyet 2016
Keşke Pamukova’da yitirdiğimiz 41 kişi de aramızda olsa ve Sayın Yıldırım’ın Başbakanlığına şahit olsaydı. Kısmet.
Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım ilişkisi denince insanın aklına Cüneyt Ülsever’in yazdıkları geliyor. Malum, o hızlı tren kazasında Tayyip Bey Başbakan, Binali Bey ise Ulaştırma Bakanı’ydı. Ülsever, Erdoğan’ın kısa hapishane misafirliği döneminde kendisine ilk geçmiş olsun diyenlerden ve sonrasında da ilk dönemlerinde Erdoğan’ı destekleyen biri.
Bakın nasıl anlatıyor aralarının açılmasını:
“2004’ün sonlarına doğru, ilk olarak hızlı tren kazasıyla, benim içime kurt düşmeye başladı. Çok net öğrendim ki, hızlı trenin emrini veren kendisidir. Kendisine teknik olarak o raylar üzerinde belli bir hızın üzerinde gitmenin mümkün olmadığı söylendiği halde ‘Ben emrediyorum’ diyen kişidir. 35 kişinin hayatına mal oldu o kaza. Bunun liberallikle alakası yok, bunun insanlıkla alakası var. Hızlı tren gündeme geldiğinde eski TCDD genel müdürüyle temasa geçtim. O, dedi ki; ‘ya Cüneyt, Türkiye Cumhuriyeti’ne ne zaman yeni bir Başbakan, yeni bir Ulaştırma Bakanı gelse ilk hayalleri İstanbul - Ankara arasında hızlı tren koymaktır. Fakat hemen önüne bilimsel raporlar konulur. Denir ki, bu ray sistemini değiştirmeden, dünyanın hangi trenini getirirseniz getirin, hızlı treni bu ray sistemiyle açmak cinayettir. Bu yapılırsa, cana mal olur.’ Gerçekten de adamın dediği oldu, cana mal oldu. Bu raporlar Başbakan’a bildirildi. Başbakan ‘Emrediyorum, ben söz verdim’ dedi. Bu, beni çok rahatsız etti.”
Pamukova Tren Kazasında Karar: 41 Kişinin Ölümüne 4 Yıl 2 Ay Ceza
Tren kazası ile ilgili açılan davada 1 Şubat 2008 tarihinde açıklanan kararda 1’inci makinist Fikret Karabulut’a 2.5 yıl hapis ile 1100 TL para cezası, 2’nci makinist Recep Sönmez’e 1 yıl 3 ay hapis ile 1333 lira para cezası verildi.





.jpg)












.jpg)













.jpg)


.jpg)










