Otomobil, özgürlüğün sembolü, kişilik artırıcı, penis ikamesi otomobil hesap vermelidir burada. Colin Cremin

Ölmeden önce...

 

Ölmeden önce 
Trafik kazalarının nedenleri ve ulaşım politikası konusunda hemen okunması gereken ilk on dört kitap : 6 
1-Otomobilin Ekolojisi Peter Freund-George Martin
2-İnsan ve Otomobil, Erdoğan Özkale
3-Türkiye’de Trafik Kazaları Gerçeği 1-2Osman Öztürk
4-Kırmızı Işıkta Son Tango, Cengiz Hortoğlu
5-Ulaştırmanın Sefaletinden "Canavar" RetoriğinePervin Erbil
6-Modernizm, Otomobil Kültürü ve Reklam, Serpil Aygün Cengiz
7-Ve İnsan Otomobili Yarattı, İlya Ehrenburg
8-Yürümeye ÖvgüDavid le Breton
9-Enerji ve Eşitlik, Ivan Illich
10-Hayatımız Trafik ('Trafik Canavarı' Neyi Gizler?)İbrahim Akyürek
11-Yavaşlık Milan Kundera
12-Oto-mobil: Bir Röntgen Denemesi (Cogito dergi-Sayı 24)
13-Otomobil Virüsü, Hermann Knıflacher  
14-Türkiye Karayolu Güvenliği (Dünü, Bugünü ve Hedefleri), Gürdoğan Doğrul

2009

"Anne ve babam öldüler, efendi gibi, yataklarında... Kayınvalidemi Karayolları Genel Müdürlüğü katletti, Türkiye'deki binlerce kurbanlarından biri... Kayınpederi mi de İran'ın beslemesi yobaz teröristler öldürdü."

Sıtkı Uluç, Gazeteci/Yazar  

Elveda Batı(k) Avrupa, 2009, kitap sunum yazısından

                                                                    

 

Sansür

 

 Soruşturmaya neden olan sözleri yayınlayan gazeteci:   'Koç Grubu'ndan bir isim videoyu kaldırın diyerek tehdit etti'

İzmir Amerikan Hastanesi açılış töreninde anlattığı ırkçı ve kadın düşmanı "fıkra" krize neden olan ve hakkında soruşturma başlatılan Rahmi Koç'un videosunu yayınlayan gazeteci açıklama yaptı.

İzmirli gazeteci Erhan Gülenç sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, videoyu kaldırması için tehdit edildiğini belirtti.

Gülenç, Koç Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutçu'nun kendisini arayıp "Derhal bu videoyu kaldırın" dediğini söyledi. Gülenç şöyle konuştu:

Bu videoyu biz çektik, biz yayınladık. Bu bizim gazetecilik anlamında onur duyacağımız bir yayın oldu. Bu videoyu yayınladıktan sonra Koç Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutçu olduğunu öğrendiğim biri WhatsApp’tan aradı. Bana ‘Derhal bu videoyu kaldırın’ dedi. Ben de kaldırmayacağımı söyledim. ‘Kaldırmazsanız çok kötü olur’ dedi. Ben de ‘Beni tehdit mi ediyorsunuz’ dedim. ‘İyi görürsünüz’ dedi ve kapattı telefonu. Daha sonra Ankara’dan gazeteci olduğunu söyleyen biri aradı. ‘Ömer Bey ve ailenin kaldırılmasıyla ilgili ricası var, lütfen bu videoyu kaldırabilir misiniz’ dedi. 'Koç Sağlık Grubu'ndan başka üst düzey bir yönetici arayıp, özür diledi'

Gülenç ardından Koç Sağlık Grubu'ndan üst düzey bir yöneticinin daha kendisini arayıp özür dilediğini de ifade etti:

Sonrasında beni Koç Sağlık Grubu'ndan üst düzey bir yönetici aradı. ‘Özür dileriz, tatsız bir konuşma olmuş. Biz burada Rahmi Bey aleyhine bir kampanya başlatılabileceğinden rahatsızız, belli bir yaşta insan, takdir sizin’ dedi. Ben de kapattım telefonu ve o videoyu kaldırmadım. Biz gazeteci olarak görevimizi yaptık. Bundan sonrası artık adaletin işi.

                                      

 

Rahmi Koç’un fıkrası ve paranın gücü

Haberi yayımlamayan az sayıdaki medya kuruluşu arasında Gazete Oksijen’in olması dikkat çekiciydi. Zira geçen hafta Koç Holding için “100. yıl gazetesi” adlı 40 sayfalık reklam eki çıkaran Oksijen, “Koç Holding'ten 150 milyon dolarlık sağlık yatırımı” haberinde ne fıkradan söz etti ne de Rahmi Koç hakkında soruşturma açılmasından… Paranın gücü, gazeteciliği yendi ama bereket hayli sınırlı kaldı etkisi…

Güncelleşen:

12 Eylül 1980 darbesinin 
ekonomi ayağı:

12 Eylül harekatından önce her şeyi demokratik bir sistem altında yapmak zorundaydık. Bu da karar almak, yasa ya da yönetmelik çıkarmak için aylar geçmesini gerektiriyordu. Yani her şey güç ve uzun zaman içinde gerçekleştiriliyor, her şeye politik açıdan bakılıyordu. Ekonomik yaklaşım hep arkadan geliyordu. Askeri yönetim altında fark, alınan kararların parlamentodan geçmesi gibi bir zorunluluk olmadığından çok hızlı hareket edilebiliyor. Ve üstelik askeri yönetim yanlış yapsa bile bunu kısa sürede düzeltebiliyor.”
Rahmi Koç 
26 Ocak 1982  Cumhuriyet Gazetesi
     

Temiz Eller - Hakan Gürsoytrak   

Sömürge Valisi

 

 Operasyonun dış ayağı 

Bu kaçıncı! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, onca analize rağmen, hâlâ operasyonun dış ayağını anlamayarak (!) Atlantik dünyasından medet ummaya devam ediyor.

Son olarak Özgür Özel Newsweek’e yazdığı makalede “Yürüttüğümüz demokratik mücadele, yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini değil, aynı zamanda bölgemizin, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de şekillendirecektir” dedi.

ABD İMAMOĞLU’NU KURTARABİLİR Mİ?

13 Aralık 2025’te, İmamoğlu’nun CFR’nin dergisi Foreign Affairs’te yazdığı makale üzerine, bu köşede “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlığıyla bu konuya değinmiştim.

Ağır bir başlık seçmiştim, çünkü...

Öncesinde Özel ve İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çıkın” mesajı vermişti, sayısız kere “Bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yapmıştı. Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı vermişlerdi.

Ama anlaşılmadığı görülüyor ki hâlâ aynı çizgiyi sürdürüyorlar.

 Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet 

             


  Biraz da komplo teorisi 

Karaveli şimdi ne öneriyor?  Yine, CHP’nin seçkinci laik ve dine uzak bir tutumla halk desteği kazanmakta zorlandığını iddia ediyor. Çünkü, Türkiye’nin siyasi geçmişi, düzene karşı çıkan hareketlerin soldan değil, sağdan başarı kazandığını gösteriyormuş. Tam Özel, Karaveli’nin yapamaz dediğini yapmaya başlamışken “Özel ayağa kalksın, yeni bir çatı parti kursun” diyor. Adeta, bir tür AKP-ANAP sentezi olsun (bunu arzulayan bir isim var ama şimdi yeri değil) bu da kimlik siyaseti üzerine kurulsun. Yoksa!

Karaveli bir taraftan, CHP’yi sürekli “hata yapan, değişmeyen” bir aktör olarak resmediyor, diğer taraftan, Baykal, Kılıçdaroğlu’nun atanması, şimdi Özel’in mahkeme yoluyla devrilmesi gibi operasyonların üzerini örtüyor.

Karaveli’yi şöyle de okuyabiliriz: CHP, ya dış güçlerin ve uzantılarının istediği gibi uslu bir muhalefet olsun, laiklikten, ulusalcı çizgiden vazgeçsin ya da yok olsun. Karaveli hep aynı yazıyı yazıyor. Belki de sorun CHP ile değil Karaveli’nin patronlarının Türkiye’de nasıl bir muhalefet görmek istediği ile ilgilidir.   

 Ergin Yıldızoğlu    Cumhuriyet 

       

24 Ocak 2024; Komplo değil maziden bir haber: 

TBMM, İsveç'in NATO üyeliğini AKP-MHP-CHP oylarıyla onayladı 
İsveç'in NATO üyeliği TBMM Genel Kurulu'ndaki tartışmalardan sonra açık oyla kabul edildi. MHP, AKP ve CHP milletvekillerinin 287'sinin "kabul" oyu kullandığı oylamada 55 milletvekili "ret" 4 milletvekili "çekimser" oy kullandı.

Tören

 Malların Geçit Töreni:

Kapitalist Azgınlığın En Rezil 
ve Görgüsüz Hali
  
Yıllar önce 'dikkat dağıtıyor' diye 
minibüslerin arkasındaki özlü sözleri yasaklamışlardı
 





Türkiye’de rutin bir ölüm sebebi...

 

Her gün bir çöp kamyonu faciası

 
Zengin semtlerde bu tür kazalar yaşanmıyor... Ya sokakta oynayan çocuk, ya pazarda dolaşan yaşlı bir vatandaş ya da veya çöp dökme alanında bir şeyler bulmaya çalışan bir kadın çöp kamyonunun altında kalarak ölüyor...

Böyle ucuz ölüm sebebi, kamu yöneticilerinin uzmanlığa değer vermemesinden olur. Ağır vasıta sürücülüğü tecrübe ister. Belediyeler ve onların iş verdiği temizlik şirketleri, ağır vasıta kullanacak personel alımında titiz davransa, bu kazaların hiçbiri olmayacak ama kimse üzerinde durmuyor. Bu işin kuralı yok demek ki... Çöp kamyonunun altında kalmak, Türkiye’de rutin bir ölüm sebebi...

Bu durum, hukukun, yönetenler tarafından da hiçe sayılmasından kaynaklanıyor. Hukuk devleti bütün ülkeye hâkim olsa, Antalya’da 17 yaşında bir çocuk, “gece saat 12.00 den sonra devlet biziz” diye mesaj atabilir mi? 

Arslan Bulut    Yeniçağ

Bahçelievler'de çöp kamyonunun çarptığı 
7 yaşındaki Omran,


ZONGULDAK

'hodofobi'den (yolculuk korkusu)

  

Hiçliğin var olduğu yer...


Geçen hafta, Passenger/Yolcu (2026) adlı filmin anlatı yapısındaki gerici unsurlardan söz etmiş, 'yol' ve 'yolda olma'nın nasıl korkunç gösterildiğini tartışmaya çalışmıştım. Oradan devam edelim.

Muhafazakar zihinlerde yol, özellikle bir kaygı nesnesidir. Otobüs ya da tren yolculuğunda yanınızdaki koltuğa oturan yolcuların bir türlü engel olamadıkları o konuşma arzusu, çoğunlukla bu kaygıdan beslenir. Gerekmedikçe evlerinden uzaklaşmayan, kasabalarından, küçük şehirlerinden çıkmayan insanlar, pencereden gördükleri manzaranın sürekli değişmesi karşısında bir tedirginlik yaşar.

Burada klinik tanımıyla 'hodofobi'den (yolculuk korkusu) söz etmiyorum. Hodofobik kişiler, yolculuğa çıkmaları gerektiğinde diğer fobilerde olduğu gibi fiziksel tepkiler -kalp çarpıntısı, bulantı ve baş dönmesi, yoğun terleme, soluma zorluğu vd.- gösterebilir. Bu tür tepkilerin hiçbirini vermeyen ama yanındaki hiç tanımadığı yolcularla sürekli konuşma ihtiyacı duyan, etrafındaki dünyanın değişimini izlemek yerine hayatında ilk kez karşılaştığı ve büyük olasılıkla bir daha karşılaşmayacağı insanlarla iletişim kurarak kaygısını bastıran, manzaranın değişimini bu sayede görmezden gelebilen kişilerden söz ediyorum. Cep telefonunun icadından önce, bu tür insanlarla sadece uzun yolculuklarda değil, şehir içi otobüs yolculuklarında bile karşılaşabilirdiniz.

Bu kaygı, belli ölçüde bir muhafazakarlıktan, bir 'değişim karşıtlığı'ndan kaynaklanır ve onu besler. Sözcüğün etimolojik kökeniyle ilerleyelim; 'konserve'leyerek dış etkilerden korunan bir dünya yaratma çabası (conservatism), yola çıkınca kesintiye uğrar. Çünkü yol, başka hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar güçlü bir biçimde, 'değişim' demektir.

   

Ev ise, yolun tam tersi, sabit bir değer ve 'sabitliğin değeri'dir. Ev, başlangıç ve bitişin mekanıdır; doğum ve ölümün, dönebilmek için uğraştığımız ana rahminin ve gidebilmek için uğraştığımız cennetin sembolü, sabah çıkış ve akşam geri dönüş çemberinin başladığı ve kapandığı noktadır.

Sinemada evin korku nesnesi olabilmesi için mutlaka bir değişim dinamiği gereklidir. Ya oraya yeni yerleşilmiş olmalı, ya da evde yaşayanların hayatında 'konserve rutini'ni bozan bir değişim yaşanmalıdır. Böylece 'bastırılan' geri dönecek, pek çok sinemasal örnekte bilinçdışına denk düşen bodrumlar ve çatı katları yeni travmaları tetikleyecektir. 

Uğur Kutay   Birgün

Denizlı


8 kişinin öldüğü otobüsün şoförü, kazadan 20 dakika önce arıza nedeniyle durup aracı kontrol etmiş

 Kaza, saat 01.30 sıralarında, Aydın-Denizli Otoyolu'nun Tırkaz Mahallesi yakınlarında meydana geldi. İzmir-Antalya seferini yapan, Mustafa Fevzi Merdün'ün (50) kullandığı Pamukkale Turizm'e ait 45 BAH 834 plakalı yolcu otobüsü kontrolden çıkıp yol kenarındaki bariyerlere çarptı. Çarpmanın etkisiyle otobüste yangın çıktı.

 Yolcuların çoğunun kaza sırasında uyuduğu öğrenildi. Yaralıların jandarmaya verdiği ilk ifadelerde, otobüs şoförü Mustafa Fevzi Merdün'ün kazadan yaklaşık 20 dakika önce, otoyolda seyir halindeyken araçta meydana gelen bir arıza nedeniyle otobüsü yol kenarına çektiğini, araçtan inerek kontrol yaptığını ve ardından yoluna devam ettiğini söyledikleri öğrenildi. Kazayla ilgili inceleme sürüyor.

Mustafa DoğanMustafa Doğan:
Kimi on numara yağ yakıtyla kimisi nonstop durma yok çalışır uykulu halde , kimisi arızayı önemsemez ,kaplatılmış 9yıllık lastıkler ,önüne geçilemiyor engellenecek gibi de değil malesef yapacak bişey yok Allah rahmet eylesin

Mustafa Horasan, Ressam

Ressam Mustafa Horasan hayatını kaybetti

Ressam Mustafa Horasan (61), motosiklet kullandığı sırada geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Sanatçı bugün Moda Camii'nden uğurlanacak.

Ressam Mustafa Horasan’ın vefat ettiği, yakınlarının ve sanat camiasının yaptığı sosyal medya paylaşımlarıyla duyuruldu. Paylaşımlarda Horasan’ın motosiklet kazası sonucunda yaşamını kaybettiği belirtildi.

Ressam Yusuf Taktak yaptığı sosyal medya paylaşımında, "Az önce öğrendim ressam MUSTAFA HORASAN motosiklet kazasıyla resim sanatı için genç sayılan bir yaşta hayata veda ediyor! Sevgili Mustafa birkaç kez atölyesine saz dinletmeyedavet etmişti. Ne yazık ki ertelemelerle sözümü tutamadım, üzgünüm! Aslında bu ülke; bisiklete, motorsiklete müsait değil belki de yaşamaya..." ifadelerini kullandı.

Niçin öldüklerini kimse bilmedi!


Yollarda öldüler; ama nasıl öldüklerini kimse bilmeyecek!
İbrahim Akyürek, 2020
Trafik kazalarında, çarpışmalarında yaşamını yitiren tanınan, bilinen kişilerin nasıl anıldıklarını, ya da anılmadıklarını merak ederim. “Bizim canımız yandı, başkalarının canı yanmasın” kaygısını taşıyan az sayıdaki aile ve arkadaş çevresinin ölüm nedenini unutmamasını dilerim. Dilemenin ötesinde, başkalarının canı yanmaması için nedenlerin ortaya saçıldığı, tartışıldığı fırsatlar yaratılmasını zorunlu bulurum. Sanatçıların, bilimcilerin bu fırsatların içine dalmasını öncelikle kaçınılmaz sayarım. Deprem sonrası içinde yaşadığımız şu günlerde olduğu gibi farkındalık patlaması beklerim. 
Geçen yıl Birgün gazetesi sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan'ı kazada yitirdik. Haberi okuyunca ölüm haberinin Birgün gazetesinin akla ziyan otomobil sayfasında yayınlanması gerekirdi, diye düşündüm. Savaşta ölenlerin, tank bomba reklamlarının, savaş isteriz yazılarının içinde, kenarında yayınlanmasını beklediğim gibi… Madem ortada otomobil gibi bol bol tüketilmesi gereken bir mal ve reklamı var, bu mal toplumsal ilişkiler içinde yol açtığı sonuçlarla birlikte ilgili sayfalarda yer alsın ki, bütünlük bozulmasın isterim.  










 

Ayrıca dikkat çekmek isterim. Cumhuriyet’te olduğu gibi Birgün’ün en istikrarlı köşesi otomobil köşesidir. Haber başlığı altında bedavaya araba reklamı yapmanın en açık saçık hali bu sayfalardadır. Adı geçen gazetelerde kadrolar, yazarlar değişir, itiş kakış olur ancak oto sayfaları dimdik ayakta kalır. İş arabaya gelince spor sayfalarında olduğu gibi fikirler, eleştirel düşünce, felsefe, deprem sonrası farkındalık patlaması hepsi çöpe gider.
Çöpe giden bu kadarla kalsa bu yazıya ne gerek var!
Ancak; “neden öldüler, ölmeyebilir miydiler, başkalarının canı yanmasınlar” da olduğu gibi çöpe gider.
Nasıl mı?










 

2012 yılında Yönetmen Seyfi Teoman'ın kullandığı motosiklete ani dönüş yapan araç çarptı. Bu yıl yapılacak 39. İstanbul Film Festivali’nde adına en iyi ilk film ödülü kondu. Cebenoyan’ın ölümü sonrası eşi ve arkadaşları tarafından, adıyla anılan "Çocuk ve Sinema Platformu" kuruldu. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin oyuncusu olarak bilinen Mehmet Emin Toprak anısına doğum yeri olan Yenice'nin Belediyesi (Çanakkale) 2018’de fotoğraf yarışması düzenledi. 1995 yılında Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği (AFAD)’ın fotoğraf gezisinde otobüsün yuvarlanması sonucu 13 kişi öldü. Anılarına dört yıl sonra "13 Kare Fotoğraf Günleri" başlatıldı. Daha sonra farklı sanat dallarını içine alan festivale dönüştürüldü bu etkinlik.
Dikkat edin; anma, unutturmama amaçlı etkinliklerin, gerçekleşen, gerçekleşecek işlerin kenarında köşesinde, ucunda ölüm nedeni olan trafik cinayetleriyle ilgili bir bakış, tavır alış, endişe yok. Üstelik; ölen sanatçı iken, unutturulmamaları için yapılan çabalar da muhalif olmayı içinde barındıran sanat işleri iken… 
 Anne, Marjorie Corcoran fizik profesörüydü. Bisikletiyle okuluna giderken metro treni çarptı. Kızı, Colleen Corcoran şimdi güvenli sokaklar için çabalıyor ve uyarıyor:"Biz ne zaman “kaza” kelimesini dilden çıkarırsak trafiğe bağlı can kayıplarının önlenebilirliği konusuna kaderci kültürel bakışı değiştirmiş olacağız."
İnsan düşünmeden edemiyor. Otomobil denilen bu alet, araç ne kadar da kutsallık mertebesine yerleşmiş! Başta sanat, bilim, aydın çevresi bu alete ve kanlı ilişkilerine susarak, bulaşmayarak (ölümüne) toz kondurmuyor. Bir de ölenlerin ardından “elim bir kaza”, “talihsiz kaza” sözlerini ekleyerek açıklama yapan ünlü-ünsüz erkek ve kadınlarıyla, gazetecileriyle korkutuyor. 
O kadar korkutuyor ki; ulaşım sistemi yaya, sürücü, yolcu ilişkisiyle her an içinde olduğumuz, ama birdenbire yok olma veya yatağa çakılma ihtimalimizi de barındırdığı halde.
O kadar da korkutmuyor ki, yollarda işlenen cinayetlerle ilgili üretilen film, belgesel, grafik, heykel, karikatür, makale, kitap, hatta güncel sanata bulaşmış bir eseri arasan da çok zor bulursun.
Şubat 2020
                              

Öykü

 

 Yol korkusu  


Aileler artık uzun kuyruklu kocaman arabalarla (Cadillac, Chevrolet vd.) değil, ‘Topolino’ adlı küçücük otomobillerle yolculuk yapmaktadır. Bu araçlar o kadar küçüktür ki, Tom dizlerini göğsüne çekerek oturmak zorundadır. Tom’un en büyük dertlerinden biri, ailenin en büyük çocuğu David’in -6 yaşında- boyunun uzamasıdır. Bu dünyada kimsenin gözüne batmadan, belli ölçüde fiziksel konfora sahip olarak yaşamak için kısa boy en büyük avantajdır.

Plajda geçirilmiş güzel bir hafta sonunun ardından kente dönmekte olan ailenin Topolino’su Tünel’e yaklaşmakta, bu yüzden arabada neredeyse somutlaşmış bir dehşet hissedilmektedir. Çünkü ailenin Tünel’den sağ çıkamama olasılığı vardır. Yasalara göre, Tünel’in giriş-çıkışı düzensiz aralıklarla haftada on kez kapatılmakta, o sırada Tünel’in içinde kalanlar (ortalama 700 araç, 3 bin kişi) siyanürlü gazla öldürülmektedir. İnsanlar ‘Ayrımcılık Yapmadan Nüfus Azaltma’ adı verilen bu yöntemden hem korkmakta, hem de bir adalet yanılsaması içinde bu nüfus kontrol yöntemini onaylamaktadır.

Öykü boyunca bir yandan distopyanın farklı boyutlarını görür, bir yandan da ailenin yaşadığı korkuya ortak oluruz. Nihayet Tünel’den çıkarlar; küçücük Topolino’da bir bayram havası! Biraz sonra da, heyecanla bu plaj gezisini en kısa zamanda tekrarlama planlarına başlarlar. 

Uğur Kutay    Birgün

Önümüzdeki Tünel

Alice Glaser

Fantastik ve Bilim Kurgu Dergisi, Kasım 1961

2026 Mayıs

 

Bu da NATO'nun savunma örgütü olmanın ötesinde, ABD'nin ideolojik ve siyasi hegemonya aracı olduğunu gösteriyor. Türkiye'yi NATO'ya üye yapanlar bütün bunları biliyordu ve ülkemizi, evrensellik kazanmış milli bağımsızlıkçı ideolojisinden kopararak üye yaptılar.

 

sosyal statü göstergesi

2053 net sıfır yolunda Türkiye'nin ulaşım sınavı: Karayolu bağımlılığından nasıl kurtuluruz?

Bu yıl COP 31 iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye'nin, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için küresel emisyonların yaklaşık yüzde 25'inden sorumlu olan ulaşım sektöründe kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerekiyor.

Ancak Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden (ODTÜ) Prof. Dr. Hediye Tüydeş Yaman ve Dr. Gülçin Dalkıç Melek'in Journal of Transport Geography dergisinde yayımlanan araştırması, bu dönüşümün önünde sadece teknik değil, sosyokültürel ve yapısal engellerin de bulunduğunu ortaya koyuyor.

Dönüşümü yavaşlatan temel engeller

Araştırmaya göre, ekonomik büyüme ve artan gelir düzeyiyle birlikte Türkiye'de ulaşım talebi hızla artarken, bu talep büyük ölçüde özel araç kullanımına yöneliyor. Otomobilin yalnızca bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir sosyal statü göstergesi olarak görülmesi ve kent içi toplu taşıma sistemlerinin konfor, güvenlik ve erişilebilirlik açısından yetersiz bulunması özel araç sahipliğini hızla artırıyor.

Karayolu odaklı politikalar dönüşümü sınırlıyor

Öte yandan, kırsaldan kente göçle hızlanan plansız kentleşme ve şehirlerin yatay büyümesi, ulaşım mesafelerini uzatarak toplu taşıma planlamasını zorlaştırıyor ve özel araç kullanımını daha "zorunlu" hale getiriyor. Türkiye'de ulaşım altyapısının uzun yıllardır karayolu odaklı gelişmesi ve demiryollarının ihmal edilmesi de emisyonların yüksek kalmasına neden olan temel faktörler arasında. Araştırmacılar ayrıca, havayolu taşımacılığına sağlanan dolaylı teşvikler ve düşük vergi uygulamalarının, daha çevreci olan demiryolu ve denizyolu taşımacılığı karşısında yüksek emisyonlu ulaşımın rekabet gücünü artırdığına dikkat çekiyor. Veri toplama eksiklikleri, kurumlar arası koordinasyon sorunları ve ölçülebilir politika hedeflerinin olmaması da süreçteki kurumsal engeller olarak öne çıkıyor.

Özer Akdemir    Evrensel


yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.

 Hakan Gürsoytrak

TÜİK'in 2025 yılı verileri: Kaza sayısı ve can kaybı belli oldu

Buna göre, geçen yıl meydana gelen trafik kazası sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7,3 artarak 1 milyon 549 bin 574 oldu. Bu sayının 1 milyon 261 bin 253'ünü maddi hasarlı, 288 bin 321'i ölümlü yaralanmalı kazalar oluşturdu.

Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 86,5'i yerleşim yeri içinde, yüzde 13,5'i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi.

2024'E KIYASLA ÖLÜ SAYISI AZALDI

Türkiye'deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2024'te 31,3 milyon iken 2025'te 33,6 milyona yükseldi. Kara yolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2024 yılında 6 bin 351 iken 2025 yılında 6 bin 35 oldu. Böylece 100 bin taşıt başına trafik kazası ölü sayısı 2024 yılında 20,3 iken 2025 yılında 18'e geriledi. Trafik kazalarında 403 bin 937 kişi yaralandı.

Türkiye'de geçen yıl meydana gelen 288 bin 321 ölümlü, yaralanmalı trafik kazasında 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra 30 gün içinde hayatını kaybetti.

 ÖLENLERİN YÜZDE 50,7'Sİ SÜRÜCÜLER

Kara yolu ağında geçen yıl gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 50,7'sini sürücü, yüzde 29,3'ünü yolcu, yüzde 20'sini ise yayalar oluşturdu. Trafik kazalarında ölenler ve yaralananlar cinsiyetlerine göre incelendiğinde ise ölenlerin yüzde 77,8'inin erkek, yüzde 22,2'sinin kadın, yaralananların ise yüzde 70'inin erkek, yüzde 30'unu kadın olduğu görüldü.

Türkiye'de ölümlü, yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 345 bin 489 kusura bakıldığında, kusurların yüzde 90,6'sının sürücü, yüzde 7,7'sinin yaya, yüzde 0,8'inin taşıt, yüzde 0,6'sının yolcu ve yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.