Otomobil, özgürlüğün sembolü, kişilik artırıcı, penis ikamesi otomobil hesap vermelidir burada. Colin Cremin

 

  Bir şehirde yürümek ne kadar zor olabilir?

 Bir buçuk yıldır İstanbul’a gelmiyordum. Şehir merkezine iner inmez ilk gözlemim, yürümenin imkânsızlığı oldu. Kaldırımda yürünemiyor. Adeta bir bilgisayar oyunu gibi maceradan maceraya koşuyorsunuz. Nişantaşı’nda Teşvikiye Caddesi üzerinde sadece bir saat içinde şunlara maruz kaldım:

Leyla’yı kaldırımda araba eziyordu. İki şeridi de tıkalı yolda sola yanaşmaya çalışan ve iki arada bir derede kalan aracın arkasındaki araç sağdan geçmeye çalışırken tekerleğini kaldırıma çıkarmaktan çekinmedi. Arkama bakmıyor olsam bize çarpacaktı. Nişantaşı’nda ve kaldırımdayız ama araba Leyla’yı resmen eziyordu. Şoför hiçbir şey söylemeden gaza basıp 10 metre sonra gene trafiğe takılıp durdu. Bu hamle ona ne kazandırdı bilemiyoruz. Verilmiş sadakamız varmış.

 Arkadan motoruyla bir kuryenin gelmesi zaten standart bir hadise, onu biliyoruz ama unutmuşuz. Yürürken devamlı “bip bip” sesi, aniden arkaya dönüş, bir motorun bacağınızdan bir karış ötede sabırsızca sağa sola dönen tekerleği, yol vermenizle motorun büyük bir gürültü ve hızla yanınızdan teğet geçerek az ileride bir başkasını darlamaya başlaması. Aynı şeyin 30 saniye arayla tekrarlanması.

 Yolda yürürken sessizce yaklaşan scooter size çarpabilir, ters yoldan gelerek sizi ezebilir. En önemlisi, yola bırakılmış, atılmış (park edilmiş diyemeyeceğim) olabilir ve geçişinizi tıkayabilir. Bebek arabasıyla, çocukla yürümek imkânsız, yaşlıları ve engellileri düşünemiyorum bile onlara Allah kolaylık versin. Scooter’ları “Acaba bu yolu tıkıyor mu?” diye düşünmeden sokağa atmış herkes. “Benim işim bitti, gerisinden bana ne, ne halleri varsa görsünler” mantığı zaten sadece scooter’a özgü bir durum değil. Genel bir yaşam prensibi İstanbul’da. Mehmet Tez / Milliyet