“TRAFİK CANAVARI“ KAZANDIRIYOR
İbrahim Akyürek İletişim araçları trafik cinayetlerini haber yaparken hep sakıncalıdır. Her ay ortalama 600’ü bulan ölümler (hastanede ölen yaralılar, jandarma bölgesindeki ölümler bu sayıya dahil değilmiş) çoğunlukla “Trafik Terörü“ ana başlığı altında geçiştirilir.
14 Mayıs 1995 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Daire Başkanlığı’nın “gizli” damgalı raporu yayınlandı. Rapora göre, trafik kazalarında altyapı eksikliğinin asıl etken olduğu vurgulanıyor, kaza sonrası açılan tazminat davalarında hazineden para çıkmasın diye kaza tutanaklarında yol kusurları gösterilmiyormuş. Ayrıca, İstanbul-Ankara otoyolunun yapımından sonra kazaların %90 azaldığı belirtilerek, altyapının ne kadar önemli olduğu örnekleniyormuş.
Yani, devlet kullarına karşı uyanıklık yapıyormuş. Bir yandan raporu yazdırıyor, gizliyor öte yandan yolların kenarına tabelalar koyarak kullarını canavar olmamaları için uyarıyormuş.
Kullar; emniyet ve karayolları genel müdürlerinin insan’ı %95 suçlu gösteren “açık” raporlarındaki istatistiklere kanıp birbirlerini canavar, terörist olarak suçlarken; "şeriatçı" ya da "laikçi" sermayeli oto endüstri kralları savaş araçlarını da kapsamak üzere yatırımlarını büyütüyormuş. Bu arada insan ilişkilerine, ucuz ulaşıma en uygun araçlardan biri olan tren yolculuğu unutuluyor, İstanbul’da banliyö trenleri harabeye dönüyormuş.
Sonuç olarak aşağıdaki başlıkların her kazadan sonra gazetelerde yer alması “normal“ sayılıyormuş:
CANAVAR HAPSE ATILSIN – CANAVAR YILDA 25 TRİLYON YİYOR – KATİL KAMYON – TRAFİK AĞUSTOS’TA ACIMASIZ OLUYOR – CANAVAR PUSUYA YATIYOR – CANAVARI ARABADAN İNDİRİN
İnsan ve üretim ilişkilerini metalaştıran sistem, kötülüklerini maskelemek için canavarı yaratıyor, tanımlıyor ve olayları canavara göre açıklıyor.
Kaldı ki; insan’ın potansiyel suçlu olarak gösterilmesi yönetici egemenlerin toplumu denetim altında tutmak, terbiye edici gücünü kanıtlamak için uyguladığı psikolojik baskı yöntemlerinin en önemlisidir.
Kurguladıkları konuşma ve yazı dili, zaten yakından bildiğimiz gerçeklere bile insanı yabancılaştırıyor. Bu dil yalnız trafik kazaları için mi geçerli! Enflasyon canavarının her ay açıklanan oranlarının yanında sevimli karikatürü de kullanılır. Peki bu canavara yardım ve yataklık eden borsaya ne demeli; sanki spikerle aramızda üçüncü şahıs, günde üç öğün başından geçenlerden, her gelişmeden etkilenen hassas yapısından söz ediyor kanallar. Bir insanın kazanmasının ötekinin yitirmesine bağlı olduğu bu kurumlaşmış hırsızlık sisteminde paraya tapınma ayinleri düzenleniyor. Yoksullar tüketimle, talih oyunlarıyla coşturulup gevşetilirken, Türkiye’de en büyük yüz firmayı elinde tutan 15 aile kesintisiz darbelerin güvencesinde ulusal gelirin üçte birine uçtu uçtu yaptırıyor.
“Hastaneye varmamızla, bir akbaba sürüsünün etrafımızı sarması bir oldu. Burada resmen trafik kazasından beslenen bir sektör oluşmuş: KAZA SEKTÖRÜ… çekiciler, nakliyeciler, hurda araba tacirleri, cenaze taşıyıcıları, kan arayıcılar, kan vericiler, tabut tedarikçileri, ölmeyip de kurtulanlar için kurban satıcılar, kurban kesiciler, sadaka dağıtıcılar…”
Yeni Yüzyıl Gazetesi köşe yazarı Gülay Göktürk’ün, Afyon'da geçirdiği bir kaza sonrası yukarıda anlattkları sanki vahşi bir kovboy kasabasını anımsatıyor, ya da kapitalizmin işleyişinin ilkel bir özetini…
Sistemin modern örgütlenmesinde akbaba sürüsü kimlerden oluşuyor? Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendıkası’nın bu yılın başlarında Kadıköy’de dağıttığı “Tramvaylarımızı Geri İstiyoruz“ başlıklı bildiri bu konuda ipuçları veriyor.
“Raylı sistemin 1960’larda kaldırılması bir tesadüf değil. Çünkü Türkiye’de otomobil montajına bu yıllarda başlanmıştı. Ford, Renauld, Fiat bu yıllardan itibaren artık Türkiye’de monte ediliyordu. Tabii bu arada Ford’un adı Anadol, Fiat’ın adı da Murat olmuştu.”“İstanbul’da raylı sistem ve denizyollarıyla toplam yolcunun % 6.2’si taşınmaktadır.”“Trafik kazalarının %80’den fazlası ve ölümlerin yarıdan fazlası kent içi trafikte meydana gelmektedir. Petrol’ün 1/3’ü şehiriçi trafikte tüketilmektedir.
Burjuva felsefesinin sorunları açıklamadaki sefaleti idealizm, ahlakçılık, faydacılık olarak trafik kazalarında da sıkça beynimize ve davranışlarımıza yansır. Eğitimsizlik yaygın, cezalar az, kurallara uyulmuyor, deriz. Ulaşım politikalarını belirleyen, hükümetleri kontrol ederek bunları uygulatan yerli-yabancı otomobil ve petrol tekellerini, ithalat ve dağıtım ağını paylaşanların karanlık ilişkilerini sorgulamayız.
Hastahanede ölen yaralılarla birlikte yılda on bine yaklaşan ölümleri azaltmayı deneyecekler. Ancak, insan’a değer verdikleri için değil. Tıkanan ulaşım ağını rahatlatmak, mal kaybını düşürmek, dönemlik krizlerine yeni pazarlar bulmak için…
Ekonominin IMF ve Dünya Bankası bağlantılı duayenleri otomobil tüketiminden çok kazanmak için yıllardır demir ve denizyollarına, metroya yatırımı engellediler, kazandılar. Trenlerin enkazını bahane ederek en iyi biz işletiriz diyecekler, gelecekte demiryollarını aralarında paylaşacaklar, yine kazanacaklar.
Benzerleriyle yeryüzünü paylaşırken çkardıkları savaşlarda olduğu gibi; yıkarak kazanacaklar, yaparak yine kazanacaklar.
1998'de Ülkede Gündem Gazetesi'nde ve Haziran 1999'da Efendisizler Dergisi'nde yayınlandı.
iakyurek1@hotmail.com
iakyurek1@hotmail.com

