Otomobil, özgürlüğün sembolü, kişilik artırıcı, penis ikamesi otomobil hesap vermelidir burada. Colin Cremin

Hayat

        

Hayat bu kadar ucuz

Dörtlü ikaz sinyalleri yanmamıştı, kırıktı. Araç geri giderken çevreyi uyarması gereken sesli ikaz sistemi de çalışmıyordu.

Bilirkişi raporunda; bu tespitler yapıldı ve Eyyüp Biçen’in asli kusurlu olduğu ifade edildi. Hayatını kaybeden Hasan Çelik ise kaldırımda yürümediği için tali kusurluydu.

Eyyüp Biçen tutuklu yargılandığı davanın duruşmasında “Hasan Çelik kör noktaydı. Kaldırımda yürümesi gerekirken kaldırımda değildi, bu nedenle göremedim. Bu ayın 26’sında düğünüm vardı. Ağabeyim düğün işleriyle uğraşıyordu. Bu nedenle onun kullandığı aracı ben kullanıyordum. Aracı olay tarihinde ilk kez kullandım. O gün mecburdum. Öncelikle tahliyemi ve beraatime karar verilmesini talep ederim” dedi.

Eyyüp Biçen’in davası 55 günde bitti. ‘Taksirle ölüme neden olmak’ suçundan 4 yıl hapis cezası verildi. Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, yargılamadaki iyi hali, cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurularak cezası 3 yıl 4 aya indirildi. Ayrıca ehliyetine 3 yıl el konulmasına karar verildi.

Bu kararla birlikte Eyyüp Biçen tahliye edildi. Sadece 55 gün cezaevinde kalmıştı. Hasan Çelik’in çocukları ise bu karara isyan etti ve temyiz başvurusu yaptılar. Başvuruda “İnsan hayatı bu kadar ucuz mu” diye sordular. 

 Timur Soykan   Birgün

2025

Kaza Değil, Cinayet!
Şımarıklıkla, güçle ve parayla örtbas edilmek istenen bir cinayetin karşısındayız. Adalet için buradayız. Hürcan için buradayız.

Ölmeden önce 
Trafik kazalarının nedenleri ve ulaşım politikası konusunda hemen okunması gereken ilk on dört kitap : 6 
1-Otomobilin Ekolojisi Peter Freund-George Martin
2-İnsan ve Otomobil, Erdoğan Özkale
3-Türkiye’de Trafik Kazaları Gerçeği 1-2Osman Öztürk
4-Kırmızı Işıkta Son Tango, Cengiz Hortoğlu
5-Ulaştırmanın Sefaletinden "Canavar" RetoriğinePervin Erbil
6-Modernizm, Otomobil Kültürü ve Reklam, Serpil Aygün Cengiz
7-Ve İnsan Otomobili Yarattı, İlya Ehrenburg
8-Yürümeye ÖvgüDavid le Breton
9-Enerji ve Eşitlik, Ivan Illich
10-Hayatımız Trafik ('Trafik Canavarı' Neyi Gizler?)İbrahim Akyürek
11-Yavaşlık Milan Kundera
12-Oto-mobil: Bir Röntgen Denemesi (Cogito dergi-Sayı 24)
13-Otomobil Virüsü, Hermann Knıflacher  
14-Türkiye Karayolu Güvenliği (Dünü, Bugünü ve Hedefleri), Gürdoğan Doğrul

T24

Çiğdem Toker: 'Yap-İşlet-Devret', politik bir simbiyoz yarattı, risklerin çoğu özel sektörde değil devlette kalıyor

TOGG kâr ederse şirketler zenginleşecek, halk değil.

TOGG’un yerlilik oranı Ford’a yaklaştı

TOGG’un en kritik parçaları, motor ve batarya Türkiye’de üretilmiyor. Batarya üretimini Türkiye’ye taşımak için Çinli batarya tedarikçisi Farasis ile bir ortaklık yapıldığını ve üretimin Türkiye’de yapılacağını biliyoruz. Muhtemelen bu yerlilik oranını daha da artıracak ancak teknoloji transferi, satış rakamları ve sahiplik konusu hâlâ yeterince tartışılmıyor. Bosch’tan alınan elektrik motorunun neden Türkiye’de üretilmediği sorusuna, 2020 yılında firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Gürcan Karakaş, üretim sayısının düşüklüğü nedeniyle üretmektense almanın daha doğru olduğu yanıtını vermişti. Batarya ise yerli üretim olacak demişti. Bu beyanı dikkate alırsak, altı yıl sonra TOGG’un ulaştığı satış rakamları motor üretimine yeşil ışık yakmamışa benziyor. Geciken batarya üretimi ve teknolojisindeki yerlilik oranı konusunda ise daha fazla bilgi verilmeli.

Sahiplik konusu ise asıl sorun. Anadolu Grubu Holding A.Ş., BMC Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş., Zorlu Holding A.Ş. ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin girişimi olan TOGG’un sahibinin özel sektör olduğu ortada. Devletin, özellikle de hükümetin TOGG’u koruyan vergi düzenlemeleri yapması, kamu alımları ve hatta Cumhurbaşkanı tarafından reklamının yapılması normal bir ülkede rekabet kurulunun incelemesine takılmaz mıydı? Hukuk ve adaletin olduğu bir ülkede diğer otomobil üreticileri bu konuda dava açmaz mıydı? Sonuçta devletin ürettiği, gelirinin devletin kasasına gittiği bir otomobilden bahsetmiyoruz. TOGG kâr ederse şirketler zenginleşecek, halk değil. 

 Özgür Gürbüz   Birgün 

baronluk

 

Yeni feodal çağ ve dijital baronluk 

Ortaçağ’ın baronları toprakta üretimi kontrol ederken bugünün baronları veriyi, iletişimi ve üretim süreçlerini yönetiyor. Facebook, Google, Amazon, X, Apple gibi teknoloji devleri, çağdaş dünyada bilgi akışını, iletişim biçimlerini ve hatta siyasal tercihleri belirleyen devasa yapılar haline geldi. Toplumun her katmanı, bu platformların altyapısına bağımlı durumda. Kamusal alan, artık fiziksel bir meydan değil; birkaç özel şirketin yönettiği sanal bir “platform ekonomisi” içinde biçimleniyor. 
CUMHURİYETÇİ BAKIŞ

Varoufakis’in vurguladığı temel çelişki burada başlıyor: Vatandaş “kullanıcıya”, halk “veri kaynağına”, kamusal alan ise “platforma” dönüşüyor. Demokrasinin biçimsel varlığı sürse de içerik çoktan sermaye tekellerinin eline geçmiş durumda. Liberal demokrasiler, otoriter liderlere karşı çıkarken piyasa baronlarına dokunmamayı tercih ediyor. Bu yüzden Varoufakis’in ifadesiyle “gerçek bir cumhuriyetçi yalnızca krallara değil, baronlara da karşı çıkar.”

Bu çağda siyasal iktidarın merkezinde artık devlet başkanları değil, veri akışını ve dijital iletişim araçlarını yöneten özel şirketler yer alıyor. Her seçim kampanyası, her toplumsal hareket, bu dijital ağların denetimi altına girmiş durumda. Kamusal tartışma alanı, birkaç algoritmanın gölgesinde şekilleniyor. Bu durum, Varoufakis’in “yeni feodal düzen” kavramsallaştırmasını yalnızca bir metafor olmaktan çıkarıyor; somut bir ekonomik ve politik gerçekliğe dönüştürüyor.

  DİJİTAL FEODALİZM

Bugünün dijital kapitalizmi, klasik kapitalizmin sınırlarını aşan bir bağımlılık ilişkisi yaratıyor. Bireyler hem üretici hem tüketici hem de gözetlenen birer veri kaynağına indirgeniyor. Bu yapının sürmesi halinde, demokrasi yalnızca bir “gösteri sanatı” olarak kalacak. Seçimler, özgürlük ve katılımın değil, algoritmik manipülasyonların sahnesi olacak.

Varoufakis, bu tabloya karşı yeni bir kamusallık öneriyor: Ne devletin ne de piyasanın tekeline sıkışmış, katılımcı, ortak mülkiyete dayalı bir dijital cumhuriyet. Bu, üretim araçlarının toplumsallaşmasının 21. yüzyıldaki biçimi olabilir. Kamusal veri merkezleri, açık kaynaklı platformlar ve demokratik olarak yönetilen dijital ağlar, geleceğin eşitlikçi toplumunun temeli olabilir.

Yazının son cümlesi, adeta çağımızın özeti niteliğinde: “Demokrasi artık baronların hizmetinde bir gösteri sanatına dönüştü. Yeni bir cumhuriyet istiyorsak önce baronların mülkiyetini tartışmaya açmalıyız.”

Bugün, ekonomik ve siyasal mücadele alanı yalnızca parlamentolar ya da sokaklar değil, aynı zamanda dijital ağlardır. Varoufakis’in çağrısı, klasik sınıf mücadelesini yeni bir zemine taşıyor. Feodalitenin sonunu getiren halkçı devrimler, bu kez dijital feodalizme karşı da verilmek zorunda. 
GÖSTERİ DEMOKRASİSİ
 
Türkiye bağlamına bakıldığında ise Varoufakis’in işaret ettiği “baronlaşma” olgusu çok daha karmaşık ve çift katmanlı bir görünüm sergilemektedir. Bir yandan siyasal iktidarın giderek merkezileşmesi, kamusal kaynakların dar bir sermaye çevresine aktarılması ve medya-ekonomi ilişkilerinin aynı ağlar içinde iç içe geçmesi, klasik anlamıyla bir “yeni patrimonyal düzen” yaratmıştır. Diğer yandan küresel teknoloji devlerinin Türkiye’deki dijital davranışları belirleme gücü, reklam ekonomisini tekelleştirmesi ve veri akışını denetlemesi, ulusal ölçekteki iktidar ilişkilerinin üzerine ikinci bir tahakküm katmanı bindirmektedir. Böylece Türkiye’de hem yerli sermaye bloklarının hem de ulusötesi platform devlerinin oluşturduğu iç içe geçmiş bir feodal yapı ortaya çıkmaktadır. Bu yapı, yurttaşların giderek daha az kamusal, daha çok ticarileştirilmiş alanlarda var olmasına; politik katılımın ise sosyal medya algoritmalarının yönlendirdiği bir “gösteri demokrasisi”ne dönüşmesine yol açmaktadır.


 Doğan Sevimbike    Cumhuriyet

hiç yatmayacak

6 yıl ceza alan hiç yatmayacak böyle adalet olur mu!
 
31 Temmuz 2023 öncesi suç işleyenlerin kapalı cezaevlerinden 3 yıl erken çıkmasını sağlayan kanun teklifi kabul edilirse 6 Şubat depremlerinden yargılanan müteahhitler, şiddet ve tecavüz failleri olmak üzere on binlerce hükümlü yararlanacak. Mağdurlar ise “ceza değil ödül veriyorlar” diyerek teklife karşı çıkıyor

11. Yargı Paketi TBMM’de çarşamba günü görüşülmeye başlandı. Paketin içindeki 27. madde ise tartışmalara neden oldu. Çünkü düzenleme 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenen suçlarda hükümlülerin açık cezaevine geçişten ve denetimli serbestlikten 3’er yıl erken yararlanmasını sağlıyor. Kanun teklifi terör ve örgüt suçlarıyla devlete karşı işlenen bazı suçlar hariç olmak üzere ağır suçların tamamını da kapsıyor. Bu da kadın cinayeti faillerinden 6 Şubat depremleri nedeniyle yargılanan müteahhitlere, Yenidoğan Çetesi dosyasındaki sanıklardan Amasra maden kazasında ceza alanlara kadar pek çok kişinin bu düzenlemeden yararlanacağı anlamına geliyor. Bununla birlikte teklifin yasalaşması durumunda 115 bin hükümlünün düzenlemeden faydalanması bekleniyor. Hatta sayının 250 bine çıkacağı da iddia ediliyor.

“Öldürmeye teşebbüs etti, 1 gün bile yatmayacak” 
Adli Suçlar Platformu Sözcüsü ve aynı zamanda kendisi de şiddet mağduru olan Ayşe Ulaş ise düzenlemeyle devletin şiddet faillerine “Ben senin arkandayım” mesajı verdiğini söylüyor. “Aile içi bir saldırı yaşadım. Vücudum makasla delik deşik edildi, akciğerim patladı, haftalarca yoğun bakımda yattım. Dava, kasten adam öldürmeye teşebbüsten açıldı. Adli Tıp Kurumu’ndan hayati tehlikem olduğuna dair rapor alınmasına rağmen ağır yaralamaya çevrildi. 6 yıl hapis cezası kesinleşti. Fail, kapalı cezaevinde yalnızca 14 ay yatacaktı. Fakat firari durumda, affı bekliyor. Yeni infaz affı ile tek gün yatmayacak ve belki de bu sefer beni öldürmek için plan yapacak.” 
Esen Dolma   Oksijen

                                       

“şehrin en merkezi 24 lokasyon”

 

Valilik kararı tartışma yarattı: 19 okul bahçesi ücretli otoparka dönüştürüldü 
İstanbul Valiliği’nin aldığı kararla kentteki 19 devlet okulunun bahçesi, ders saatleri dışında ücretli otoparka dönüştürüldü. İşletme yetkisi, Valiliğe bağlı İSTAY AŞ’nin kurduğu “İstaypark” adlı platforma verildi. Veliler ve eğitimciler, farklı araçların okul binalarına kadar girebilmesini güvenlik zafiyeti olarak yorumladı.

Platformda yer alan “50.000+park rezervasyonu” ve “şehrin en merkezi 24 lokasyon” ibareleri, okul bahçelerinin de bu ticari ağın parçası haline getirildiğini ortaya koyuyor. Valiliğin kararı doğrultusunda okul bahçeleri, ders saatleri dışında yurttaşların araçlarını park etmeleri için trafiğe açıldı. Normalde velilerin bile okul içine araçla girişine izin verilmezken, otopark uygulaması kapsamında farklı araçların okul binalarının içine kadar girebilmesi, hem veliler hem de eğitimciler tarafından “güvenlik zafiyeti” olarak yorumlandı.

Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Büyükşehirlerde birçok okulun bahçesi park yapıldı, spor salonları bile düğün ve nişan için kiralanır hale geldi. Bunun sebebi okullara yeterli ödeneğin ayrılmaması” dedi. Irmak, “Okul bahçeleri çocukların oynayacağı, spor yapacağı, jimnastik alanlarının, oyun bölümlerinin bulunacağı yerler olmalıydı. Ama ekonomik gerekçeler ve gelir elde etme hırsı yüzünden buralar park alanına çevriliyor” diye konuştu.
 
‘VALİLER DE GİRSİN’
 
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ise, okul bahçelerinin ücretli otoparka dönüştürülmesini sert sözlerle eleştirerek, “Okullar otopark değildir. Buna ‘akıllı park çözümü’ demek bile başlı başına bir sorunu gösteriyor. Madem okul bahçeleri otoparka çevrilebiliyor, o halde aynı kararı veren valilik binalarını da otoparka çevirelim. Valiler de araçların arasından geçerek odalarına girsinler” dedi.


Hürcan Bulur Vakfı

 

Acıdan umuda dönüşen bir mücadelenin öyküsü: Hürcan Bulur Vakfı yol alıyor 

Hürcan Bulur, 24 Ağustos Perşembe günü saat 19.10 sularında yaya geçidinden karşıya geçerken, Tesla marka lüks bir aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Şirket raporlarına göre aracın kaza anında 120 ila 160 kilometre hızla gittiği tespit edildi. Görgü tanıkları, sürücü Özer Sağlamyürek'in araçtan indikten sonra telefonda suçunu itiraf ettiğini ve aşırı hız nedeniyle duramadığını söylediğini belirtti. Ancak tüm bu raporlara ve ifadelere rağmen sürücü, davanın ikinci duruşmasında serbest bırakıldı.

Bu karar kamuoyunda büyük tepki çekerken, baba Veysel Bulur ve anne Süreya Bulur, oğullarının anısını ve adalet mücadelesini meydanlara taşıdı. Veysel Bulur, oğlunun bir önceki yıl taşıdığı bayrağı 1 Mayıs'ta Ankara Tandoğan meydanında dalgalandırarak, "Hürcan'ın mücadelesi bizim mücadelemizdir" mesajını verdi.

Acıdan doğan dayanışma: Umut ve Hürcan yan yana

Hürcan'ın hayallerini yaşatmak için yola çıkan aile, bu süreçte "Hürcan Bulur Geleceğe Umut Vakfı"nı kurdu. Baba Veysel Bulur, vakfın kuruluş motivasyonunu Hürcan'ın dostlarının desteğiyle bulduklarını belirtiyor. 

"Sadece evladımızın adını bir tabelada yaşatmak değil derdimiz; onun kurmayı düşündüğü dünyanın ışıltısını ve eşit, özgür bir ülke hayalini yaşatmak istiyoruz" diyen Bulur, bu yolda yalnız yürümüyor.

Türkiye'de insan hayatının ucuzluğuna ve trafik cinayetlerinde adaletin sağlanamamasına karşı kader birliği yapan aileler bir araya geliyor. Bisiklet sürerken alkollü bir sürücünün çarpması sonucu hayatını kaybeden Umut Gündüz'ün babası Menderes Gündüz de bu mücadelenin en önemli destekçilerinden biri. Hürcan ve Umut'un yarım kalan düşleri, şimdi babalarının omuz omuza verdiği mücadelede birleşiyor.

2025 Kasım


Ulaştırma alanında KÖİ modeliyle yaptırılan otoyol, tünel, havalimanı projelerinin ekopolitik öyküleri bu kitabın konusu.
 
Bu kitapta ‘ticari sır' gerekçesiyle yıllardır TBMM'den kaçırılan, Sayıştay denetçilerinin dahi zor ulaştığı Yap-İşlet-Devret (YİD) uygulama sözleşmelerinden bazılarının metinlerine -kimi taslak formatında- yer veriyoruz. Devlet kurumlarının özel sektör şirketleri ile yaptığı sözleşmeleri vatandaşın bilmesi gerektiği inancıyla yaptık bunu. 
Bunu yaparken gazetecilik eylemine yol gösteren temel soru şudur: Devlet bizlere seneye, ondan sonraki seneye, üç, beş, on yıl sonra salacağı vergilere güvenmese bu garantileri verebilir mi? Hayır. O halde ben de rızam olmadan bana sorulmadan borçlandırıldığım sözleşmeleri okuma hakkına sahibim.”

Çiğdem Toker, bu kitapta, adaletten ekonomiye, eğitimden istihdama, sağlıktan gelecek kaygısına dek umudunu yitirmiş milyonların ve uçurum kenarında bir ülkenin neden buraya geldiğinin resmini çiziyor. Güçlü kalemi ve derinlikli analizleriyle, ısrarla ve büyük bir cesaretle 22 yıl boyunca sürdürdüğü fikri takiple gazeteciliğin hakkını da veren Toker, buradan çıkışın nasıl olacağını bize gösterirken; hüküm süren bu devrin neden bitmediğini de anlatıyor: Politik ve Ekonomik Simbiyoz…

efendiler

‘Evrenin yeni efendileri’

Bugün demiryollarının veya otomotivin 20. yüzyıldaki rolüne benzer bir konuma sahip OpenAI, Palantir veya büyük bulut şirketlerinin altyapıları o kadar büyük, pahalı ve stratejik ki buradaki sermayenin birikimi piyasa güçlerine bırakılamıyor. Piyasaların kaldıramayacağı hızda mali kaynak emen yapay zekâ firmaları, jeopolitik anlatının merkezine de yerleşmiş durumdalar. ABD, “yarının teknolojilerini kazanmak için” devasa yatırımlar yapmak zorunda derken CFR raporu bunu açıkça ortaya koyuyor. Teknoloji şirketleri, ulusal güvenlik bürokrasisi ve büyük finans kapital birleşerek Amerikan kapitalizminin yeni hegemonik blokunu inşa ediyorlar.

Bu blokun sürücü gücü ise 2025 yılının ilk yarısında ekonomik büyüme oranının yüzde 92’sini (teknoloji sektörünün büyüme hızını çıkarınca ABD GSH büyüme hızı yüzde 0.1 düzeyine geriliyor), borsadaki artışın yüzde 80’ini sağlayan teknoloji şirketleridir. Yalnızca NVIDIA’nın veri merkezi segmenti, finans devlerinin toplamından daha yüksek piyasa değerine ulaşmış.

Teknoloji sermayesinin altyapısal erişiminin genişliği onu önceki hegemonik fraksiyonlardan ayırıyor. Diğer sektörlerin çalıştığı araçları, kullandığı verileri toplayan bu sektörün elindeki sosyal medya, elektronik ticaret platformları iletişimi, ticareti, araştırmayı, yönetişimi, lojistiği ve giderek ilerleyen ölçüde insanların siyasi kültürel tercihlerini, değerlerini, savaşma dinamiklerini belirliyor. Hiçbir önceki sınıf fraksiyonu toplumsal yaşama, kültüre ve devlet stratejisine bu kadar derinlemesine ve aynı anda nüfuz etmemişti.
  
Ergin Yıldızoğlu   Cumhuriyet 
                               

Eskişehir

 

Odunpazarı'nda örnek icraat: Kaldırım temizliği

“Terk edilmiş her şey kamunundur” denerek yaya yolunu işgal eden esnafın bıraktığı tüm malzemeler kamyonlara yükleyip götürüldü.
 
                      

ADANA


19 KASIM 1995... 13 KARE...
Kapadokya'ya fotoğraf çekmek için giderken geçirdiğimiz trafik kazasında, 13 arkadaşımızı kaybettik. Kaybettiğimiz kişi sayısı 13 idi ama o kadar sevilen kişilerdiler ki kentin neredeyse her evinden bir tanıdık eksilmişti.
Kazanın olduğu Pozantı da o zamanlar bir hastanenin olmaması kayıpların çoğalmasının nedenlerinden biriydi.  
Bu yüzden ertesi yıl Pozantı'ya bir trafik hastanesi açılması için kampanya başlatmıştık. Bir araç konvoyu yaparak kaza yerine kadar gitmiş ve oraya tehlikeyi işaretleyen bir levha bırakmıştık. 
1998 yılında da onların anısına, sanatın değişik dallarını kapsayan bir festival yapmaya karar verip, yönetiminde olduğum ALTINKOZA'yı ve başkanı olduğum AFAD'ı bir araya getirmiş, ULUSLARARASI 13 KARE FESTİVALİ'ni başlatmıştık. 
İsim babası da olduğum festivalin tam 15 yıl küratörlüğünü yaptım. Bando ve fener alayları eşliğinde; valinin, belediye başkanlarının ve sanatçıların katıldığı SEVGİ YÜRÜYÜŞÜ ile başlayan, dünyadan ve Türkiye'den çok önemli sanatçıların davet edildiği bir festival oldu 13 Kare... Kimleri misafir ettik bir bilseniz! 
13 Kare kentte öyle bir etki yarattı ki, ara verilmiş Altınkoza film festivalini de canlandırdı. Belediye sanatın gücünü hissedince, Adanalı sanat kurumlarının yıla yayılan tüm etkinliklerini desteklemeye başladı. Adana Sanat Konseyi kuruldu. Adana festivaller kenti haline geldi. Çok sayıda sanat galerisi, müze ve Abidin Dino Sanat Park'ı açıldı. Kente heykeller konulmaya başlandı. Adana'yı anlatan kitaplar yazıldı. Tarihi Kız Lisesi Binası sanat merkezi haline getirildi. Tarihi binaların restorasyonu bilinci oluştu, ilk restore edilen binalardan biri Türkiye'nin ilk sinema müzesi olarak düzenlendi. Kültür merkezi olan Kız Lisesi Binası'nda Mehmet Baltacı Fotograf Müzesi açıldı.Aynı yerde binden fazla kitabın, 1918 yılından beri Adana'da yayınlanan tüm gazetelerin digitallerinin olduğu kent araştırma alanı yaratıldı. 
Bugün bunların hiç biri yok. 
13 Kare Festivali üzgünüm ki değişen belediye yönetimi ile bazı fotografçıların işbirliği sayesinde iğdiş edildi.  
Neyse ki AFAD'ın şimdiki yönetimi bunu yaşatmaya çalışıyor. Kendilerini kutluyorum. Ama eski görkemine ulaşmak için çok yol almaları gerekli. 
Tarihi Kız Lisesi binası halka kapatıldı, biz orayı kültür ve araştırma merkezi haline getirirken ilgilerini aldığımız Adanalılar buna sessiz. 
Binadaki Adana kütüphanesinin kitapları, gazete arşivi nereye gitti bilinmez. Neyse ki gazete arşivinin bir kopyası da bendeydi.
O zaman var olan, Sabancı, 75.yıl, Kız Lisesi, AÇS, Maliye Sanat Evi galerilerinin artık hiçbiri yok. 
Sanat konseyi de artık yok. 
Dolayısıyla sanat kurumlarının yıl içine yayılan etkinliklerini, belediyelerin desteklemesi hayal bile değil. 
Sanat Konseyi ile birlikte, STK ve sanat kurumlarının kendi aralarındaki dayanışma da ortadan kalktı. Bunu birbirleriyle çakışan cılız etkinliklerden anlayabiliyoruz. 
Kısaca 30 yıl önce kaybettiğimiz değerli arkadaşlarımızı öldürmemeye çalıştık ama... Üzgünüm ki geldiğimiz noktada yenildik. 
Işıklar içinde uyuyun arkadaşlarım. 
(Paylaşımdaki eski afişlerin üzerlerindeki logoları incelediğinizde, 13 Kare Festivali'ni kaç kuruluşun işbirliğiyle yaptığımızı, google'la 13 Kare yazdığınızda festivale katılan sanatçıların çeşitliliğini görebilirsiniz)  
Haluk Uygur facebook 
                             

Birgün:

 

İstifa kültürünün anatomisi: Suçlu kim?


 HESAP VEREBİLİRLİĞİN SESSİZ VAKARI

2023 yılında Yunanistan’da, Tempi yakınlarında iki tren çarpıştı; elli yedi kişi hayatını kaybetti. Olayın ardından Ulaştırma Bakanı Kostas Karamanlis, kaza yerini ziyaret ettikten sonra istifasını açıkladı ve açıklamasında şu sözleri kullandı: “Bu acının kelimelerle ifade edilmesi mümkün değil.”

Karamanlis doğrudan bir hatası olmamasına rağmen, sistemin çöküşü karşısında ahlaki ve siyasi sorumluluk üstlendi. Onun istifası, bir suçun itirafı değil, bir onur beyanıydı. Bu, bir arınma eylemiydi — kendi döneminde bir şeylerin yanlış gittiğini kabul etmek ve kamu güvenini mazeretlerle değil, alçakgönüllülükle yeniden inşa etme iradesiydi.

“Tempi’deki demiryolu faciasının yaşandığı yerden yeni döndüm. Bu acı tarif edilemez. 

 RAY KIRILDIĞINDA

Cezai sorumluluk mahkemelerin alanına aittir; politik ve ahlaki sorumluluk ise yönetişimin vicdanına. Bir ülkede devlet özür diler; diğerinde açıklama yapar. Birinde bakanın gidişi güven tazeler; diğerinde kalışı güveni kemirir. Trenler her yerde raydan çıkabilir, sistemler tökezleyebilir — ama asıl fark, bundan sonra ne olduğundadır. Raylar onarılır, onur korunur. Fakat yetkililer sorumluluk almayı reddettiğinde — ya da biri aldığında istifası reddedildiğinde — sessiz bir inkarın içinde, bir ulusun ahlaki altyapısı, raylardan çok daha derin bir biçimde çöker. 

Ümit Kartoğlu   Birgün

                                 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde Bakan Işıkhan “Sıfır kaza kültürünü hedefliyoruz” dedi. Sanki hükümetin hiçbir zaman tutmayan enflasyon hedefleri gibi. Kağıt üzerinde her şey harikadır. Riski, sloganlarla azaltamazsınız. Risk yönetimi bir refleks haline gelmedikçe, nefes almak kadar sıradan bir içgüdü olmadıkça, hiçbir şey değişmez.  Ümit Kartoğlu   Birgün

Pendik

 

Pendik’te 14 yaşındaki Işıl Öykü Dinç’in araç çarpması sonucu ölümüne ilişkin açılan davanın ikinci duruşması 21 Kasım’da görülecek. Soruşturma sırasında 4 günde 3 savcı değişirken sanık yalnızca 1 hafta tutuklu kaldı.

Hız değil, kibir

 
Sopaları, bıçakları ve silahları da cabası

Utancın yerini kibir aldı ne yazık ki. Hem bireysel hayatta hem de direksiyon başında.

Eskiden içimizden yanardık, şimdi dışarıdan yanıp sönüyoruz.

Hayatında ekonomik, sosyolojik ya da psikolojik hiçbir başarısı olmayan birilerinin, sadece otomobiline taktırdığı bir çakar ya da bir düdük sayesinde kendini diğerlerinden üstün hissettiği bir dönemdeyiz artık.

Eskiden vasıtaların üstünde ‘Resmi Hizmete Mahsustur‘ yazardı; bu araçlar siren takabilir ve kamu yararına herkesten yol isteyebilirdi.

Bizim için, bizim adımıza koşuşturuyor olurlardı. Bizler de bu araçlara yol vermekten imtina etmez, hatta özellikle hassas davranırdık bu gibi durumlara ve araçlara.

Bugün ise bu siren kullananların herhalde çok azıdır, “Ben kamu görevi yapıyorum, bana yol verir misiniz?” diyenler, diyebilenler.


Kendi keyfine yol yapıp bir de utanmadan müthiş bir kibirle hepimizin üzerine otomobil süren, gözümüze parmak sokanlarla dolu etrafımız; sopaları, bıçakları ve silahları da cabası. 
Hız değil, kibir

 Mehmet Aksel   Diken 

Bir söz var: “Vahim bir olayda herkes suçlu değildir elbette; ama

 


Bıçak sırtında!

Hatıralar unutmamak, unutturmamak içinse bir manası var. 20 askerin bir kargo uçağına doldurulduktan sonra “şehit” düşmesini “kahramanlık”la açıklarsanız, unutur gidersiniz. Bunu ihtimallerden ihmallere gidip gelen bir kararlılıkla unutmamak lazım.

“Ateş düştüğü yeri yakar” mevsimleri çoktan geçti, bitti. Atölyelerdeki kadınlar, madenlerdeki işçiler, sokaktaki çocuklar ve gençler, kumpir-midye yiyen minikler, evlerdeki eşler, kargolanan askerler hep aynı ateşin kenarında, içinde. Hayat tam “bıçak sırtı” değil mi! Ne zaman kimi parçalayacağı belirsiz.

Bir söz var: “Vahim bir olayda herkes suçlu değildir elbette; ama herkes sorumludur!” Siyasetten cinayete, kazadan ezaya, uçaktan sokağa kadar sanki öyle!  

 UMUR TALU   T24  

                                       

Hatay

 

Samandağ’da Halk Tepkisi: “Ölümlü Kazalar Kader Değil, İhmal”

Yeşilada Kavşağı’nda düzenlenen basın açıklamasında konuşan yurttaşlar, Samandağ çevre yolunun yıllardır süren sorumsuzluk ve ihmalin bir simgesine dönüştüğünü vurguladı. Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

“Bu yol, beceriksizliğin anıtıdır. Güvenlik önlemleri alınmadan trafiğe açılan, karanlıkta ilerleyen araçların ölümle yarıştığı bu yol, her gün yeni bir felakete sahne olmaktadır. Denetimsizlik ve ilgisizlik, bu ölümlerin asıl nedenidir.”

Vatandaşlar, defalarca yapılan uyarılara ve verilen dilekçelere rağmen Hatay Valiliği ve Samandağ Kaymakamlığı’nın hiçbir adım atmadığını belirtti. “Kaç can daha gitmeli ki bu yol tamamlanacak?” diyen halk, yetkililere sert tepki gösterdi.

                             

Patronun Yeri: Kültür ve Turizm Bakanlığı

TBB'den "Kartalkaya yangını" açıklaması: Tüm sorumlular yargılanmalı

 

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Kent ve Çevre Hukuku Komisyonu tarafından 78 kişinin yaşamını yitirdiği Kartalkaya yangınına ilişkin yapılan açıklamada, "Kartalkaya'daki facia, geçmiş örneklerde olduğu gibi, çeşitli kurum ve kuruluşların organize ihmal zincirinin; etkisiz denetimin ve liyakatsizliğin ağır sonuçlarını gözler önüne sermiştir. Yangın öncesi, sırası ve sonrasında sorumluluğu bulunan tüm faillerin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılması ve cezalandırılması; kronikleşmiş 'denetimsizlik kültürü'nün kırılması için milat olmalıdır" denildi.

    Ne var ki bu elim olayda yalnızca yargılananlar değil, yargılanması gerekenler de kamuoyu huzurunda sorgulanmalıdır. Nitekim yangından bir ay önce Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin otelde yaptıkları denetimde "herhangi bir eksiklik bulunmadığı"na dair rapor düzenledikleri bilinmektedir. Buna rağmen ilgili bakanlıklardaki kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemiş; Cumhuriyet savcısı ve mağdur vekillerinin itirazı sonucunda Danıştay 1. Dairesi şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmesi yönünde hüküm kurmuştur. Gelinen aşamada, haklarında soruşturma izni verilen kamu görevlilerinin hiçbir soruşturma işlemine tabi tutulmadan görevlerine halen devam ediyor olmaları, adalet duygusunu zedelemekte ve kamu vicdanını yaralamaktadır.

"SÜRECİ TİTİZLİKLE İZLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ"

Soruşturma izni verilen kamu görevlileri, soruşturmanın selameti bakımından derhâl görevden el çektirilmelidir. Bu, peşin bir suçluluk isnadı değil; tam tersine etkin, tarafsız ve güvenilir bir soruşturma yürütülmesi için zorunlu, geçici ve hukuka uygun bir idari tedbirdir. Delillerin karartılmasının, tanık beyanlarına etki edilmesinin, hiyerarşik baskı veya işyeri içi etkileşimle süreçlerin manipüle edilmesinin önüne geçmenin en basit ve en etkili yolu budur; ayrıca mağdurların adalete güvenini güçlendirir, soruşturmayı yürüten mercilerin elini rahatlatır.

Kartalkaya'daki facia, geçmiş örneklerde olduğu gibi, çeşitli kurum ve kuruluşların organize ihmal zincirinin; etkisiz denetimin ve liyakatsizliğin ağır sonuçlarını gözler önüne sermiştir. Yangın öncesi, sırası ve sonrasında sorumluluğu bulunan tüm faillerin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılması ve cezalandırılması; kronikleşmiş 'denetimsizlik kültürü'nün kırılması için milat olmalıdır.

bireysel bir mağduriyet değil; sistematik bir sessizleştirme

 

Eda Saraç’ın adalet çağrısı

— “Geçemezsiniz.”

— “Ama tiyatroya gideceğim, hemen şurası!”

— “Geçemezsin.”

Sen misin ısrar eden, sen misin hakkını arayan?

Bir anda ters kelepçeyle kendini yerde buluyorsun. 40-45 dakika bir otobüsün içinde bekliyorsun.

Sonra Emniyet, sonra mahkeme ve her nasıl oluyorsa “cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla Bakırköy Cezaevi’ndesin.

“Şaka olmalı” diyorsun ama demir parmaklıklar, gerçeğin soğukluğuyla yüzleşmeni sağlıyor.

           

Artık düz yolda yürümek bile güvenli alan değilse, ifade özgürlüğü sadece bir anayasa maddesi olarak duvarda asılıysa toplumun vicdanı nasıl ayakta kalabilir?

Eda Saraç’ın yaşadıkları bireysel bir mağduriyet değil; sistematik bir sessizleştirme çabasının parçası.

Bir yurttaş “Tiyatroya gidiyorum” dediği için gözaltına alınıyorsa, o ülkede kimse kendini güvende hissedemez. 

Murat Ağırel   Cumhuriyet

Savaşa girmeden savaşan bir ülke kadar ölü

Necdet Tosun

Trafik kurbanı öyle çok ünlü var ki...

 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun raporuna göre 2024’de 266 bin 854 trafik kazasında 6 bin 351 kişi öldü, 385 bin 117 kişi yaralandı.2025 yılı istatistiklerinde de benzer bir tablonun ortaya çıkması kuvvetle
muhtemel.

Savaşa girmeden savaşan bir ülke kadar ölü ve yaralı vermek bize özgü bir şey olmalı.
 
***
 
Trafik kazaları sade vatandaşların yanı sıra ünlü isimleri de alıp götürüyor aramızdan.

Son olarak Yeşilçam sinemasının bir dönemki yıldızlarından Engin Çağlar, İstanbul’da motosiklet çarpması sonucu yaşamını yitirdi.

Daha önce de siyasetçiden bürokrata, tiyatro ve sinema sanatçısından şarkıcıya, gazeteciden futbolcuya birçok isim trafik kazalarına kurban gitmişti.

Onlardan hiç olmazsa birkaçını hatırlayıp analım:

 Nuri Kayış Yeniçağ

Sami Güner

DİKKAT: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Grand Kartal'da yakınlarını kaybeden avukat, bakanlık çalışanlarının tutuklanması için dilekçe verdi

 

Bolu’da 78 kişinin öldüğü, 133 kişinin yaralandığı Grand Kartal Otel yangınında sekiz yakını kaybeden Avukat Yüksel Gültekin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan hakkında soruşturma izni verilen dokuz kişinin gözaltına alınıp tutuklanması talebiyle dilekçe verdi.

   Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kusur raporuna rağmen ilk etapta personel hakkında soruşturma izni vermediğine dikkat çeken Gültekin, şöyle konuştu:

“Daha sonra üç personelle ilgili soruşturma izni verildi. Ancak Danıştay 1’nci Dairesi kararıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı dokuz çalışanı hakkında soruşturma izni çıktı. Yani Danıştay, ‘Bu kişiler kusurludur, soruşturma izni veriyorum’ dedi.

Bu kişileri mahkeme önüne getirecek savcılık makamıdır. Bizim talebimiz nettir. Şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığında üst düzey görevde bulunan bir bakan yardımcısı hariç tüm personel hakkında soruşturma izni verilmiştir.

Bu nedenle tüm personelin ivedilikle savcılık tarafından ifadelerinin alınmasını, gözaltına alınarak tutuklanmalarını talep ediyoruz.”

 

Gültekin, soruşturma izni verilen kişiler hakkındaki mevcut adli kontrol tedbirlerinin yetersiz olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Bu kişilerin delil karartma ihtimalleri vardır. Ayrıca bu şüpheliler halen Kültür ve Turizm Bakanlığında görev yapmaktadır, bu nedenle görevlerinden el çektirilmeleri gerekir.

Birkaç gün içerisinde, muhtemelen tüm aile yakınlarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığının kapısına dayanıp önünde bekleyeceğiz. Kamuoyu ciddi bir eylem başlattığımızı görecek.” 

                                       

16 Kasım 2025 Pazar:

     

16 Kasım 2025  Pazar:

Bundan 31 yıl önce, Kasım ayının üçüncü Pazarı, Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü olarak gündeme alındı. İlk on yıl boyunca Avrupa Karayolu Trafik Mağdurları Federasyonu (FEVR) ve ona bağlı uluslararası  kuruluşlar tarafından değerlendirilen bu özel gün, merkezi İngiltere’de olan RoadPeace tarafından 1993 yılından başlayarak yaygınlaştırıldı. Sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla dünyanın farklı noktalarında Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü toplantıları yapıldıDünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler (BM) üyelerinin desteği ile 26 Ekim 2005 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda “Dünya Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü” genel kabul gördü.

 SergiOdası

Karayolu Trafikte Can Güvenliği Kitaplığı 
2012-2025 : Zonguldak 
www.67kentimiz1.blogspot.com / Hayatımız Trafik